Piyasa yükleniyor…
Türkiye·İlk okuyanlardan olun

Bir fare asla yalnız değildir!

18°C Şiddetli yağmur İstanbul Dolar 49,34 Euro 55,28 Sterlin 65,15 Bitcoin 4.026.846,81 Gram Altın 6.616,40 Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store G

H

Editör

Hatay Masası Editör

Güncelleme

Bildirim ayarları →
Bir fare asla yalnız değildir!

18°C Şiddetli yağmur İstanbul Dolar 49,34 Euro 55,28 Sterlin 65,15 Bitcoin 4.026.846,81 Gram Altın 6.616,40 Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

İspanya’nın erken seçim hamleı üzerine Financial Times, böylece AB çapında 12 aylık bir “süper seçim döneminin” başladığına işaret etti: Finlandiya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Polonya’ya, Yunanistan’dan Slovakya’ya, Almanya’da iki eyalet seçimine uzanan bu dönem, AB’nin siyasal geleceğini belirleyecek. Çünkü hemen tüm seçimlerin favori adayları hep faşist partilerden oluşuyor. Dahası, bu faşist partilerin aynı dönemde güç kazanması, AB çapında genel bir siyasal krizin mayalanmakta olduğunu gösteriyor.

Bu partilerin aralarındaki benzerlikler çok dikkat çekici. Göçmenlere, özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan gelenler, ulusal kimliğe/kültüre yönelik tehdit olarak sunuluyor; küreselleşmeye karşı çıkılıyor; Brüksel (Avrupa Birliği merkezi), halkın iradesini boğan uzak bir bürokrasi olarak görülüyor; iklim krizi inkâr ediliyor; Ukrayna’ya verilen desteğin çekilmesi isteniyor; yerleşik merkez partileri ülkelerin sorunlarını çözmekten aciz, kendi çıkarlarına odaklanmış bir siyasal sınıf olarak tanımlanıyor. Böylece bu partiler gerçek sorunların, eşitsizliklerin sorgulanmasına değil, içerideki düşmanlardan arınma arzusuna odaklanıyor.

Bu partilerin salt seçim başarıları değil gündelik siyasal söylemi değiştirme kapasiteleri de büyük bir tehlike oluşturuyor: Almanya’da AfD’nin çocukların eğitiminden yurttaş devriyelerine, Rusya’yla ekonomik ilişkilerden göçmenlerin geri gönderilmesine uzanan önerileri, faşist düşüncelerin, AfD programını aşan bir “normalleşme” sürecine işaret ediyor. Fransa’da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi de benzer bir dönüşümü ve dönüşümün Avrupa Birliği ve NATO üzerindeki sonuçlarını gündeme getirebilecek. Dahası, faşist partilerin sağında, İtalya’da Meloni ’nin sağında güçlenmeye başlayan Ulusal Gelecek Partisi, İngiltere’de Reform UK’yi sağdan zorlayan Restorasyon gibi “daha faşist” partiler var. Portekiz’de Chega’nın güçlenmesi de bu faşist radikalleşmeyi güçlendiriyor. ABD’de Trump rejimini yöneten “Project 2025” ve Elon Musk gibi teknoloji milyarderleri de Avrupa’daki faşist dalgayı finansal ve düşünsel düzeyde besliyor, bu “süper seçim dönemini” etkilemeye hazırlanıyor.

Yanıt, ekonomik güvensizlikle siyasal temsil krizinin kesiştiği yerde yatıyor. Ama gelin 1990’lardan başlayalım. O dönemde Alman Şansölyesi Schröder , İngiltere’de Tony Blair, küreselleşmeyi, son neoliberal dalgayı temsil ediyorlar, başı da ABD’de Clinton çekiyordu. Bu dalga tüm kapitalist merkezleri etkisi altına aldı, sonra geldi 2008 finansal krizinde duvara tosladı. AB’nin merkezçevre dinamiği açığa çıktı. “Büyük durgunluk”, göçmenler krizi ve pandemi, geçim sıkıntısı, kamu hizmetlerinin gerilemesi, gelecek kaygısı ve merkez partilerin neoliberal politikaları, geniş kesimlerde değişim arzusuna, dönemin neoliberal seçkinlerine yönelik giderek artan bir öfkeye dönüştü.

Faşist hareketler bu tepkiyi devşirmeye başlarken sol, filozof Susan Neuman ’ın bu ay yayımlanan Call It Evil (kötülüğün adını koyalım) başlıklı kitabında Trump bağlamında vurguladığı gibi, illiberal demokrasi, otoriterlik, rekabetçi otoriterlik gibi bulanık kavramlarla oyalanıyor, “kötülüğün” (faşizmin) adını koyamıyordu. “Otoriter” denince bu insanlar bunu rejimin niteliği hakkında bir uyarı değil, siyaset biliminin, bir derece sorununa işaret eden, nötr bir kategorisi gibi algılayabiliyordu: Yeterince demokratik değil ama sonuçta otoriter bir hükümet; kurumlar onu sınırlar... gelecek seçimlerde gider... Bu düşünce hattı, aciliyeti örtüyor, geniş kitleleri uyarmakta gecikiyordu. Kötülüğün adını koyamamak onun normalleşmesine yardımcı oluyordu. Bu adeta “abartmayalım altı üstü bir fare” demeye benziyordu, çatlaklarda çoğalanları düşünmeden...

Gelmekte olanı önlemek istiyorsak kötülüğün adını koyarak başlayalım!

Uzmanlar, sürecin hem kısa vadeli hem de orta vadeli etkilerinin izlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Okurlar için pratik özet: ne oldu, kimler etkilendi ve sırada ne var sorularına yanıt arıyoruz.

Neler biliniyor?

  • 18°C Şiddetli yağmur İstanbul Dolar 49,34 Euro 55,28 Sterlin 65,15 Bitcoin 4.026.846,81 Gram Altın 6.616,40 Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin
  • İspanya’nın erken seçim hamleı üzerine Financial Times, böylece AB çapında 12 aylık bir “süper seçim döneminin” başladığına işaret etti: Finlandiya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Polonya’ya, Yunanistan’dan Slovakya’ya, Almanya’da iki eyalet seçimine uzanan bu dönem, AB’nin siyasal geleceğini belirleyecek. Çünkü hemen tüm seçimlerin favori adayları hep faşist partilerden oluşuyor. Dahası, bu faşist partilerin aynı dönemde güç kazanması, AB çapında genel bir siyasal krizin mayalanmakta olduğunu gösteriyor
  • Bu partilerin aralarındaki benzerlikler çok dikkat çekici. Göçmenlere, özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan gelenler, ulusal kimliğe/kültüre yönelik tehdit olarak sunuluyor; küreselleşmeye karşı çıkılıyor; Brüksel (Avrupa Birliği merkezi), halkın iradesini boğan uzak bir bürokrasi olarak görülüyor; iklim krizi inkâr ediliyor; Ukrayna’ya verilen desteğin çekilmesi isteniyor; yerleşik merkez partileri ülkelerin sorunlarını çözmekten aciz, kendi çıkarlarına odaklanmış bir siyasal sınıf olarak tanımlanıyor. Böylece bu partiler gerçek sorunların, eşitsizliklerin sorgulanmasına değil, içerideki düşmanlardan arınma arzusuna odaklanıyor
  • Bu partilerin salt seçim başarıları değil gündelik siyasal söylemi değiştirme kapasiteleri de büyük bir tehlike oluşturuyor: Almanya’da AfD’nin çocukların eğitiminden yurttaş devriyelerine, Rusya’yla ekonomik ilişkilerden göçmenlerin geri gönderilmesine uzanan önerileri, faşist düşüncelerin, AfD programını aşan bir “normalleşme” sürecine işaret ediyor. Fransa’da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi de benzer bir dönüşümü ve dönüşümün Avrupa Birliği ve NATO üzerindeki sonuçlarını gündeme getirebilecek. Dahası, faşist partilerin sağında, İtalya’da Meloni ’nin sağında güçlenmeye başlayan Ulusal Gelecek Partisi, İngiltere’de Reform UK’yi sağdan zorlayan Restorasyon gibi “daha faşist” partiler var. Portekiz’de Chega’nın güçlenmesi de bu faşist radikalleşmeyi güçlendiriyor. ABD’de Trump rejimini yöneten “Project 2025” ve Elon Musk gibi teknoloji milyarderleri de Avrupa’daki faşist dalgayı finansal ve düşünsel düzeyde besliyor, bu “süper seçim dönemini” etkilemeye hazırlanıyor

Neden önemli?

Bir fare asla yalnız değildir! başlığı altında takip edilen süreç; kamuoyu, piyasa ve siyaset gündeminde yer tutuyor. Hatay Masası, doğrulanmış bilgileri öne çıkararak okura dengeli bir çerçeve sunmayı hedefliyor.

Bu metin Hatay Masası tarafından özgünleştirilerek hazırlanmıştır; birebir alıntı değildir. İlgili kaynak

Sizin için

Önerilen haberler

Ana sayfa →

Bunları da okuyun

Ana sayfa →