Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
DDR doğumlu (1984) tarihçi, yazar Katja Hoyer’ in, büyük ilgi çeken, Almanya’da tartışma yaratan ve 14 dile çevrilen Beyond the Wall adlı çalışması, tam da bu basitleştirici yaklaşımı düzeltmeyi amaçlıyor. Tarihsel araştırmanın yanı sıra, çok zengin gözleme, anekdotlara, söyleşilere de dayanan kitap, Doğu Almanya’daki baskıyı, sansürü, siyasi tutuklamaları, Berlin Duvarı’nı ve Stasi’nin gündelik hayat üzerindeki etkisini inkâr etmiyor. Ancak Doğu Alman toplumunu yalnızca bunlardan ibaret görmeyi de reddediyor.
Duvar yıkılmadan önce orada gerçekten Stasi vardı. Fakat yalnızca Stasi yoktu. İnsanlar çalışıyor, eğitim görüyor, aile kuruyor, çocuk yetiştiriyor, kariyer planlıyor, kültürel etkinliklere katılıyor, tatile gidiyor, kendi hayatlarına anlam vermeye çalışıyordu. Herkes Batı’ya kaçmaya çalışmıyordu. Doğu Almanya, baskıcı ve otoriter bir devlet olmanın yanı sıra, istihdam, ucuz konut, yaygın kreş hizmetleri, eğitim, kadınların çalışma hayatına katılımı bakımından kapsamlı bir sosyal güvenlik düzeni de yaratmıştı. Bu düzenin varlığı diktatörlüğü aklamaz ama diktatörlüğün yönettiği toplumun gerçekliğini de ortadan kaldırmaz.
Hoyer, Doğu Almanların geçmişlerine dair hatıralarının bu nedenle çelişkili olduğunu anlatıyor: Hiç kimsenin Stasi’nin baskısını, hapisleri ya da Duvar’ı savunması gerekmez. Ancak insanlar aynı zamanda düşük yaşam maliyetlerini, iş güvencesini, toplumsal dayanışmayı, daha az metalaşmış bir hayatı özleyebilir. Bu özlem -Ostalgie- Doğu Alman rejimine yönelik eleştiriyle aynı anda var olabilir.
Hoyer’in, Doğu Almanya’yı “Rusların yönettiği bir hapishane” klişesinin dışına çıkarması da önemli. Doğu Alman devleti, Sovyet egemenliği ve savaş sonrası yıkımın ağır koşulları altında şekillendi. Batı Almanya Marshall Planı’nın desteğiyle hızla zenginleşirken Doğu Almanya Sovyetler Birliği’ne tazminat ödemek, hammadde kıtlığıyla mücadele etmek zorundaydı. Bu eşitsiz başlangıç, sosyalist rejim açısından bir meşruiyet krizi yarattı. Rejim, bir yandan yurttaşlarına sosyal güvence sunmaya çalışırken diğer yandan onları ülkede tutabilmek için Duvar inşa etti, Stasi makinesine dayandı. Katja Hoyer’e göre “Ortaya çıkan şey, sosyal koruma ile siyasi kontrolün iç içe geçtiği bir yaldızlı kafesti”.
Gerçekten de Doğu Almanya’nın tarihini basitleştirmeyi reddederek karmaşıklığını kabul etmek, onu aklamak değildir. Fakat Batı’nın Doğu Almanları küçümseme alışkanlığını aşmak, bugün AfD’ye verilen desteği anlamak açısından da gereklidir.




