Aile Dayanışma Ağı’nın 46. buluşmasını Saraçhane.
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
“Biz, 18 aydır sevdiklerimiz için, ailelerimiz için, tüm Türkiye için mücadele ediyoruz. Bizim mücadelemiz hak, hukuk ve adalet mücadelesidir. 18 aydır, adaletin varsayımlarla, söylentilerle, dedikodularla değil; gerçeklerle ve delillerle sağlanması gerektiğini söylüyoruz. ‘Duymuştum’ ‘Öyle düşünmüştüm’, ‘Televizyonda izlemiştim’ Hiçbir gerçekliğe dayanmayan, söylemesi kolay birkaç cümle… Ama bu cümlelerin bedeli çok ağır oldu. Bu içi boş iddialar, sevdiklerimizi 18 aydır bizden ayrı tutuyor. Sadece ‘mış’larla, ‘miş’lerle geçen tam 18 ay. İnsanların ömründen alınan, insanları ailelerinden koparan koca bir zaman… Bir çocuğun annesinden ya da babasından ayrı geçirdiği günleri nasıl geri getireceksiniz? Bir ailenin kaybettiği zamanı nasıl telafi edeceksiniz?
Bu 18 ayda hukuk güvenliği zedelendiğinde, bunun etkilerinin insanların hayatından başlayarak aileleri, kurumları ve toplumun geleceğe duyduğu güveni nasıl etkilediğini yaşayarak görüyoruz. Ve bugün, bütün yaşananların ardından hala şu sorunun cevabını arıyoruz: İnsanların hayatından ayları, yılları hangi gerekçelerle alıyorsunuz? Biz 45 haftadır bu soruların cevabını istiyoruz. Herkes yargılanabilir. Ama hakkında hüküm verilmemiş bir insanın zamanından ve özgürlüğünden mahrum kalmasını kabul edemeyiz. Bu temel bir insan hakkı ihlalidir, bu bir insanlık suçudur. Şunu bilmelisiniz ki sadece siyasi saiklerle tutsak ettiğiniz insanlar değil; anneler, babalar, evlatlar, eşler olarak hepimiz tam 18 aydır dört duvar arasındayız. Hepimizin hayatı 18 aydır Silivri’de. Silivri’de 18 aydır büyük bir dram yaşanıyor. Hem de hepinizin şahitliğinde Her hafta size cevaplarını alamadığımız sorular sorduk. Biz, ilk gün neredeysek bugün de aynı noktadayız. Alnımız ak, başımız dik. Veremeyeceğimiz bir hesabımız yoktur.
Aylar boyunca çok ağır iddialar Türkiye’nin gündeminde tutuldu, çok kesin cümleler kuruldu. İnsanlar daha hâkim karşısına çıkmadan, savunmalarını yapmadan kamuoyunda haklarında hüküm verildi.İtibar zedeleyici haberler yapıldı, iftiralar atıldı. Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı yerle bir edildi. Tutuklu yargılandıkları için dört duvar arasında seslerini duyuramayan sevdiklerimiz, haklarında ortaya atılan iddialara cevap veremedi. Aylarca kamuoyu yalnızca iddiaları, iftiraları dinledi. Şimdi ise o iddiaların, iftiraların karşısında savunmalar, beyanlar, gerçekler var. Her gün mahkeme salonunda dinliyoruz. İddianamede yer alan iddialar burada tek tek konuşuluyor. Savunmaları dinliyoruz. Beyanların nasıl oluştuğunu, hangilerinin doğrudan bilgiye dayandığını, hangilerinin baskı ve yönlendirmeyle hazırlanmış olduğunu duyuyoruz. Kamuoyunda gerçekmiş gibi konuşulan birçok konunun doğru olmadığını tanık beyanlarından anlıyoruz. Sadece birkaç yalan, hiçbir delil olmaksızın insanların hayatından 18 ay almaya yeter mi? Böyle bir ülkede kim, nasıl güvende olabilir? İftiralarla, dedikodularla insanların özgürlüğünün aylarca elinden alınabildiği bir ülkede kim kendini güvende hissedebilir; kim geleceğini planlayabilir, çalışabilir, üretebilir? Belki bu sözleri bizden defalarca duydunuz. Biz bu soruları cevaplanana kadar sormaktan vazgeçmeyeceğiz. Biz kimse yargılanmasın demiyoruz. Tam tersine; yargılansın. Delil varsa ortaya konsun. Savunma eksiksiz dinlensin. Gerçek neyse herkesin gözü önünde ortaya çıksın. Ama yargılanmak başka bir şeydir; daha hüküm verilmeden insanlara bedel ödetmek başka bir şeydir.
Biz aileler, adalete inancımızı kaybetmek istemiyoruz. Buradaki ailelerle, ekran başında bizi dinleyenlerle ve haksızlığa karşı sesini yükselten herkesle birlikte yolumuza devam ediyoruz. Milletin iradesi ile seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları 1,5 yıldır özgürlüklerinden mahrumlar. Ekrem İmamoğlu’nun sesi yasak, fotoğrafı yasak! Kaleme aldığı kitabı yayımlanmadan yasaklandı! Milletine seslendiği, kendini ifade ettiği sosyal medya hesapları defalarca engellendi. Bir yandan bir zindanda unutturulmaya çalışılırken diğer yandan hakkında itibar zedeleyici iddialar, iftiralar ortaya saçılmaya devam ediyor. Tüm bunların karşısında hakkını savunmasına, neyin ne olduğunu açıklamasına, hatta savunma yapmasına izin verilmiyor. Hatta bununla birlikte tam 14 ay önce Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan savunma görevini yerine getirdiği için tutuklandı. Böyle bir adalet sisteminin adalet dağıtması mümkün olabilir mi? O, kendini millete emanet ediyor çünkü millet görüyor, inanıyor, biliyor; Ekrem İmamoğlu siyasi tutsaktır; herkes şahit oluyor, bunu herkes biliyor. Tutuksuz yargılamanın esas olduğu, masumiyet karinesinin korunduğu, herkesin bağımsız ve tarafsız mahkemeler önünde adil yargılanma hakkına sahip olduğu bir hukuk düzenine ihtiyacımız var.










