Emre Altuğ, “Bir Pop Masalı”nda Türk popunun 70 yıllık hafızasını, kuşakları buluşturan şarkılar ve onların bilinmeyen hikâyeleriyle yeniden anlatıyor.
17°C Orta şiddetli yağmur İstanbul Dolar 49,34 Euro 55,28 Sterlin 65,15 Bitcoin 4.026.846,81 Gram Altın 6.616,40 Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
- “Bir Pop Masalı”nda yalnızca şarkıları söylemiyor, onların hikâyelerini de anlatıyorsunuz. Bir şarkının hikâyesini bilmek, o şarkıyı söyleme ve dinleme biçiminizi değiştiriyor mu?
Bu meseleye aslında yaşanmışlıktan yola çıkarak yanıt vermek lazım. Biz bu işin başında aranjman şarkılarından oluşan bir konser tasarlamıştık. Aranjman şarkıları araştırırken hangileri ne zaman yazılmış, o dönemde ne olmuş, yabancı orijinalleri nasıl yazılmış, buraya adapte edilirken neler olmuş diye bakarken hiç bilmediğimiz hikâyeler çıktı karşımıza. Bu hikâyelerden o kadar etkilendik ki bunları bilmeye dinleyicilerin de hakkının olduğunu düşündük. Çocukluğumdan beri bildiğim, gördüğüm, tanık olduğum bu şarkılar Türk pop müziğine fayda mı sağladı yoksa zarar mı verdi sorusunu da bunun içine katmaya adım verdim. Çünkü gördüm ki bu şarkılar dönemin ruhuna ve konjonktürüne uygun yazıldığı takdirde sözleri artık bizim şarkılarımız oluyor. Melodi evrensel oluyor, üzerine yazılan sözler dönemin ruhuna uygunsa o şarkı artık o ülkenin şarkısı oluyor. Dolayısıyla sorunun yanıtı: Evet. Ben bile bu hikâyeleri öğrendikten sonra o şarkıları algılayışım, içselleştirişim ve dinleyiciye sunuşum değişti. Hemen bir örnek vereyim. Ben “Sessiz Gemi”nin sözlerinin Yahya Kemal tarafından yazıldığını biliyordum ama ölüm için yazılmış bir eser olduğunu zannediyordum. Halbuki ölümle özdeşleştirilmiş bir ayrılığa yazılmış bir şiirdi. Bir şiirin yıllar sonra bu kadar onunla bütünleşen bir melodiyle buluşması kolay kolay olabilecek bir şey değildir. Bence bu şarkıyı bizden yapan bu buluşmadır.
- 70 yıllık Türk pop hafızasından bir repertuvar oluşturmak, doğal olarak çok farklı dönemleri ve müzikal anlayışları yan yana getiriyor. Şarkıları seçerken sizin için belirleyici olan neydi?
Bunu iki kategoriye ayırmak lazım. Birincisi şarkıların seçimi. En önem verdiğim şey, hem orijinal hem de Türkçe versiyonların yayımlandıkları ülkelerde ses getirmiş olmasıydı. Çünkü bu sözle melodinin doğru buluştuğunu, dışarıdaki başarının Türkiye’de de tekrarlandığını gösteriyordu. Bir diğer kriter de günümüze kadar gelen, çıktığı dönemde başarı yakalayıp sonrasında unutulmayan şarkılar olmasıydı. İkinci mesele hikâye örgüsüydü. Bu içinde dramaturjisi de olan, anlatılı bir gösteri. Sahnede canlandırma olmasa da anlattığım hikâyelerde yaşamış kahramanlar var. Türkiye’nin geçmişinden günümüze neler olduğunu, nasıl duygular yaşandığını ve ne tepkiler verildiğini anlatması açısından bu kurguya uyacak şarkılar seçtik. Aslında 750 Türkçe, 750 yabancı, toplam 1500 şarkı dinledik, 22’ye indirmek kolay olmadı. İlk aşamada 45-50’ye kadar inebildik. Önemli çatışmalardan biri aranjman şarkılarının Türk pop müziğine faydalı mı, zararlı mı olduğu. Bir diğeri Türkiye’deki alaturka ve alafranga çatışması. Alaturkacılar ve alafrangacılar bu iki anlayışın birbirine karışmasını istemiyordu. Ancak sonra görüldü ki aslında en doğrusu bu ikisinin bir araya gelmesi.









