İsrail’in 27 Ekim Genel Seçimleri, Netanyahu’nun iktidarını sona erdirebilecek bir siyasi eşik olsa da Orta Doğu açısından asıl mesele, bu iktidarın dayandığı savaş, işgal ve kontrol siyasetinin devam edip etmeyeceğidir. Gazze’deki yıkım, Batı Şeria’da Filistinlilerin yaşam alanlarının daraltılması ve bölgeye yayılan askerî operasyonlar, yalnızca bir başbakanın kişisel tercihlerine indirgenemeyecek kadar köklü bir yaklaşımı yansıtıyor. Netanyahu bu yaklaşımı aşırı sağla kurduğu ortaklık üzerinden sertleştirdi; İsrail’in güvenliğini komşularının güvensizliği pahasına sağlamaya çalışan anlayışı hükümetinin merkezine yerleştirdi. Ancak...
Netanyahu ’nun yeniden hükümet kurması halinde kritik unsur, kazanacağı milletvekili sayısı kadar Smotrich ve Ben-Gvir’e duyacağı ihtiyaç olacaktır. Bu iki ismin gücü, oy oranlarının ötesinde, hükümetin ayakta kalmasını sağlayan ortaklar olmalarından kaynaklanıyor. Koalisyonun devamı için verilen tavizler, Filistinliler açısından güncel yerleşimler, mali baskılar ve daha ağır güvenlik uygulamaları olarak karşılık buluyor.
Dolayısıyla oylama sonrasındaki pazarlıklarda maliye, güvenlik ve Batı Şeria’daki idari yetkilerin kimlerin elinde toplanacağı, diplomatik açıklamalardan daha belirleyici hale gelecektir. Netanyahu’nun siyasi varlığını aşırı sağın talepleriyle birlikte sürdürmesi, radikal politikaların hükümetin kenarında kalan çıkışlar olarak görülmesini de imkânsızlaştırıyor. Burada sorun, başbakanın ortaklarını yeterince frenleyememesinin ötesindedir: İktidarını koruyan koalisyon düzeni, Filistinlilere yönelik baskının ve Gazze ’de işgalin devamından siyasi olarak beslenmektedir.
Gadi Eisenkot, Naftali Bennett veya Yair Lapid’in içinde yer alacağı bir alternatif yönetim, bu bağımlılığı azaltabilir; fakat daha öngörülebilir bir hükümet ile barışa yönelen bir hükümet arasında ciddi mesafe vardır. İsrail siyasetinin merkezinin sağa kaydığı koşullarda muhalefet, Netanyahu’nun hedeflerinden çok bu hedeflere ulaşırken yarattığı diplomatik maliyetleri ve yönetim tarzını eleştirebiliyor.
Bölgeyi yakından takip eden diplomatik kaynaklar, Netanyahu’nun halefinin benzer araçlarla benzer çıkarları gözetebileceği değerlendirmesi ile Rouzbeh Parsi’nin stratejik devamlılık vurgusu bu sınıra işaret ediyor. Böyle bir hükümet Batılı başkentlerle ilişkileri onarabilir, daha ölçülü konuşabilir ve bazı aşırı uygulamaları sınırlayabilir. Bunlar sahadaki insanların hayatı açısından küçümsenemez; ancak Filistinlilerin siyasi haklarını erteleyen temel yaklaşım sürerse, ortaya çıkacak sonuç işgalin sona ermesinden çok uluslararası alanda daha kolay savunulabilir hale gelmesi olabilir.
Gazze’de temel pazarlık, yıkılan binaların hangi kaynakla yapılacağından önce, yeniden kurulacak hayatın kimin denetiminde olacağı üzerinde düğümleniyor. Netanyahu sonrasında uluslararası yeniden inşa girişimlerine daha açık, Filistinli bir idari yapıyı kabul etmeye daha yatkın bir hükümet oluşması mümkündür. Buna karşılık İsrail’in askerî müdahale yetkisini sınırsız tutmak istediği, Filistinli yöneticilere ise yalnızca hizmetlerin yürütülmesi sorumluluğunun bırakıldığı bir modelin meşruiyet üretmesi güçtür. Hamas’ın silahsızlandırılması, güvenliğin kim tarafından sağlanacağı ve Gazze’nin siyasi geleceği birbirinden koparılamaz.








