Antik kentlerden endemik bitkilere, su mühendisliğinden sofraya uzanan Ermenek yolculuğu, bir coğrafyanın belleğinin taşta, suda, doğada ve gündelik yaşamda nasıl katman katman biriktiğini gösteriyor.
25°C Açık İstanbul Dolar 49,34 Euro 55,28 Sterlin 65,15 Bitcoin 4.026.846,81 Gram Altın 6.616,40 Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Sabahları Toroslara karşı meditasyon ve nefesle güne başlamak da belki bakışımı biraz değiştirdi; dağların karşısında zaman yavaşlarken gün içinde karşılaştığım antik kentler, su yapıları, bitkiler ve sofralar ayrı ayrı duraklar olmaktan çıkıp aynı coğrafyanın farklı zamanlarda bıraktığı izlere dönüştü.
Bu izleri birbirine bağlayan unsurlardan biri su. Ermenek Baraj Gölü’nün turkuaz rengi bugün bölgenin en çarpıcı manzaralarından birini oluştururken insan eliyle oluşan bu güncel su coğrafyasının çevresinde Torosların çok daha eski yaşam katmanları varlığını sürdürüyor. Ermenek florası üzerine yapılan araştırmalarda bölgede 1332 bitki türünün belirlenmesi, bunların 307’sinin endemik olması ve endemizm oranının yüzde 23’ü aşması, ilk bakışta etkileyici bir manzara olarak gördüğümüz coğrafyanın gerçekte ne kadar zengin ve hassas bir yaşam alanı olduğunu ortaya koyuyor.
Nadire Kanyonu’ndan geçerken yükselen kaya duvarları, su ve yoğun bitki örtüsü arasında manzara bir anda neredeyse gerçeküstü bir hâl alıyor; kendinizi mitolojik bir anlatının sahnesinden geçiyormuş gibi hissediyorsunuz. Kanyonun içinde, Göksu Nehri’nin kollarından birinin doğduğu noktaya yakın konumlanan ve erken Hristiyanlık döneminde sığınma ve ibadet amacıyla kullanıldığı belirtilen Ayhatun Kaya Manastırı ise bu hissi daha da güçlendiriyor.
Doğal oluşumlarla insanın kayaya bıraktığı izlerin iç içe geçtiği bu alanda, suyun yalnızca bugünün manzarasını yaratmadığını, insanların coğrafyayla kurduğu ilişkinin de yüzyıllardır merkezinde bulunduğunu görmek mümkün. Gölün turkuazına bakarken bir yanda biyolojik çeşitliliği, diğer yanda enerji üretimi amacıyla yeniden biçimlendirilmiş bir peyzajı ve bütün bunların altında uzanan kültürel belleği birlikte düşünmek gerekiyor.








