25°C Kapalı İstanbul Dolar 49,34 Euro 55,28 Sterlin 65,15 Bitcoin 4.026.846,81 Gram Altın 6.616,40 Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Türkiye ekonomisinde, negatif reel faizler tasarrufların değerini aşındırırken insanlar birikimlerini enflasyona karşı korumak çabasıyla konuta, altına, dövize, borsaya ve yatırım fonlarına yöneldi. Ancak tasarrufların finansal sisteme akması, üretken yatırımlara kaynak sağlandığı anlamına gelmiyordu. Eksoterik boyutta işleyen siyasi kültürel etkenlerin altında finansal varlıkların büyümesiyle artık-değer üretim kapasitesinin gelişmesi birbirinden ayrıştı.
Fon krizi işte bu ayrışmanın bir sonucu, AKP rejimimin inşa ettiği finansal ve siyasi-kültürel ilişkilerin kolaylaştırdığı bir mülksüzleştirme olayıydı: Finansal varlık fiyatlarında, siyasi kültürel ilişkiler içinde gerçekleşen, ekonomik temelden yoksun, gerçekte sürdürülmesi olanaksız, olağanüstü artışlar, eksoterik ilişkilere yabancı, deneyimsiz yatırımcılarda kolay, güvenli kazanç izlenimi oluşturdu. Bunlar o finansal araçlara koşarken eksoterik düzeyde görünen aktörler, sürdürülemezlik noktasında, aslında kendilerinden sonra gelen yatırımcıların varlıklarını talan ederek çıktılar. İçleri boşalan fonlar da hızla çöktüler.
Toz duman dağılırken ortaya çıkan kayıplar, genel olarak orta ve küçük yatırımcıdan çok sınırlı sayıda yatırımcıya doğru büyük bir servet transferinin -mülksüzleştirmenin- gerçekleştiğini gösterdi. Bu mülksüzleştirmeyi (hırsızlığı) gerçekleştiren aktörlerin kimliği, kullandıkları araçlar da giderek belirginleşti.
Başkanlık sistemi altında, güçler ayrılığı, denetleyici kurumların özerkliği ortadan kalkmış, devlet kaynaklarının dağıtımıyla iktidara yakın ekonomik-kültürel ilişki ağları iç içe geçmiş, kamu çıkarıyla özel çıkar arasındaki sınır erimişti. Şimdi, mülksüzleştirmeyi (hırsızlığı) gerçekleştiren aktörlerin bu dönüşümün ürünü olarak siyasal İslamın rejimini yöneten seçkinler arasından çıkmış olmasına şaşırmamak gerekiyor.
Üretken ekonominin fon kriziyle daha da belirginleşen kaynak sıkıntısı, hızla daralan artık-değer üretme, istihdam yaratma kapasitesi, yalnızca ülkenin üretken kapasitesini halkın refahını değil, aslında rejimin geleceğini de tehdit ediyor. Rejim seçkinleri kısa dönemde servet biriktirirken aynı anda beslendikleri ekonomik siyasi rejimin dayanaklarını yıkıyorlar. Finansal mülksüzleştirme geçmişte birikmiş serveti talan ederken ekonominin gelecekte güncel değer yaratma kapasitesini de aşındırıyor. Rejim “kuyruğunu yiyerek yaşamaya çalışan yılan” misali debeleniyor.











