Piyasa yükleniyor…
Türkiye·İlk okuyanlardan olun

Fon vurgunu ve milyarlarca dolarlık krizin yarattığı deprem, medya

Fon vurgunu ve milyarlarca dolarlık krizin yarattığı deprem, medya tartışmalarının ve halk sohbetlerinin merkezine oturdu. Adı geçen şirket yöneticilerinin bazılarının iktidar partisinde geçmişte taşıdıkları sıfatlar da doğal olarak dikkat çekiyor. Pusula Portföy Yönetim Kur

H

Editör

Hatay Masası Editör

Güncelleme

Bildirim ayarları →
Fon vurgunu ve milyarlarca dolarlık krizin yarattığı deprem, medya tartışmaları…

Fon vurgunu ve milyarlarca dolarlık krizin yarattığı deprem, medya tartışmalarının ve halk sohbetlerinin merkezine oturdu. Adı geçen şirket yöneticilerinin bazılarının iktidar partisinde geçmişte taşıdıkları sıfatlar da doğal olarak dikkat çekiyor. Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız ’ın AKP İstanbul İl Gençlik Kolları’nda görev yaptığı; yüz milyarlarca liralık varlığın yönetildiği Tera Portföy’ün Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel ’in de bir dönem AKP ekonomi işleri başkan yardımcılığı yaptığı iddia ediliyor. İnsan ister istemez, bu siyasi ilişkilerin kendilerine bir zırh duygusu verip vermediğini düşünüyor. Günlerdir gazetelerde ve televizyonlarda dönen bütün ayrıntıları burada tekrar etmeye gerek yok. Artık iktidara yakın bazı kalemlerden de şikâyet sesleri geliyor, AKP içinden ağır eleştiriler yükselebiliyor. Ve bu ilginç olaylar ülkesi Türkiye’mizde, milyarlarca liralık fonların tartışıldığı günlerde en hararetli konulardan biri, “Ben makam aracı kullanmak istemiyorum, kendi aracım var” diyen ve makam aracının satılmasını isteyen İmamoğlu ’nun özel aracının yağ değişimini, lastiğini, bakımını belediye ödedi mi, ödemedi mi meselesi olabiliyor! Bu da suçlama ve dava konusu yapılabiliyor (!) PONZİ SİSTEMİ NEDİR? Ben şahsen paranın para kazandığı sistemlerden hep ürkmüşümdür. Çünkü bunun tadını alan bazı insanlar giderek yalnız rantiye olarak yaşamak isteyen pasif ve tüketici bir profile dönüşebiliyor. Eldeki kapitali büyütüp onun getirileriyle bir eli yağda bir eli balda yaşama hayali, insanı gerçek üretimden, yaratıcılıktan, emekten koparabiliyor. Ponzi sistemi tam da bu zaafın üstüne oynar. Yüksek kâr ve faiz vaatleriyle yatırımcı toplar; ilk katılanlara yapılan ödemeler gerçek bir üretim veya kazançtan değil, sisteme daha sonra girenlerin paralarından karşılanır. güncel para akışı yavaşladığında balon patlar. Adını 1920’de Amerika’da yatırımcılara uluslararası posta cevap kuponlarından büyük kazanç sağlayacağını söyleyerek 90 günde yüzde 100’e varan getiriler vaat eden Charles Ponzi ’den almıştır. 1980’lerde Türkiye’de yaşanan bankerler furyasında da benzer yüksek getiri rüyalarının nasıl felaketlere yol açabildiğini gördük. Tabii legal, değer üreten şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmakla Ponzi veya banker düzenlerini birbirine karıştırmamak gerekir; bunlar apayrı dünyalardır. RANTİYELİK ARANMADAN DA KRİZ MÜMKÜN Ama her mağdur kolay para peşinde koşan biri değildir. Amerikalı profesyonel tenisçi bir arkadaşım, yaklaşık 20 yıllık kariyerinde kazandığı milyonlarca doları “daha iyi değerlendirmek” uğruna özel fonlara yatırdı ve belki yüz binlerce saatlik emeğinin, terinin karşılığı olan para uçup gitti. Ben de kırk yıl kadar önce resimden kazandığım ilk ciddi birikimle Taksim’de küçük bir daire almak üzere anlaşmıştım. Son anda, Özalizm yıllarının rüzgârıyla “Borsada büyütürüm” düşüncesine kapıldım. Daireden vazgeçtim, bir borsacının önerilerine yeşil ışık yakıp parayı ona teslim ettim. Birkaç yıl sonra, şu Allah’ın hikmetine bakın ki para buharlaşıp gitmişti. Bu ders bana ömrüm boyunca yetti. Çünkü yatırım dünyası, “Geçerken uğradım” diye yan aktivite olarak ele alınabilecek bir alan değildir. Üstelik insan kafayı buna taktığında para dışında zamanını ve enerjisini de kaybedebilir. BANA DAHA GÜVENLİ GÖRÜNEN GERÇEK KÂR NE OLABİLİR? Para kazanmayı herkes ister; kazandığı parayla insanca, hakça, iyi bir yaşam sürmeyi de. Ama ben o deneyimden sonra paranın yalnız para kazandığı sistemlere bağlanmak istemedim. Bana göre yaratıcı bir ticari fikir, kaliteli üretim veya tüketiciye hakkını veren bir hizmet, paraya gerçek değer kazandırır. Eskiden hamalların güçlükle taşıdığı valizlerin altına küçük tekerlekler koymayı herkesten önce akıl edip yüz binlerce valiz satıyorsanız, 24 saat açık harika bir restoran kuruyorsanız, tasarımı, dayanıklılığı ve sürekliliğiyle kendini kanıtlayan bir giyim markası yaratıyorsanız, oradan kazanılan para bana çok daha anlamlı ve samimi gelir. Ne yazık ki gençlerimiz arasında “paradan para kazanıp rantiye yaşama” hayali bir virüs gibi kolayca yayılabiliyor. Ekonomi okuyan herkes bilir, hatta genel kültürde kulağını açık tutanlar da: Bütün yumurtaları aynı sepete koymamak gerekir. Ben uzun vadeli yatırımlarda, güzel sanatlar diliyle konuşuyorum, modern veya çağdaş sanat tarihine girmiş ya da girme potansiyeli taşıyan bir sanatçının yapıtının çok özel bir değeri olduğuna inanıyorum. Ama bu, kısa veya orta vadeli değil; uzun vadeli bir bakıştır. Türkiye’de devletin sanat piyasasına, müzelere ve koleksiyon kültürüne yeterli desteği vermemesi de bu güvenin yaygınlaşmasını engelliyor. Sonuç olarak, demokrasimizin yaşadığı ağır irtifa kaybı, siyasi iklimin belirsizlikleri ve hukuk ile ekonomik öngörülebilirlik konusunda yaşanan güven sorunu, yabancı yatırımcı çekme kapasitesi üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Buna halkın büyük geçim sıkıntılarını eklediğinizde, tablo daha da yönelimıyor. Şimdi herkesin sorduğu soru şu: Bu fon krizinin üstüne ne kadar gidilecek, olayın siyasi bir ayağı var mı? Ne ben ne siz bugün bunun tam yanıtını bilebiliriz. Ama bu ülkede büyük dosyaların siyasi bağlantılarının çoğu zaman sonuna kadar araştırılmadığını yıllardır görüyoruz; FETÖ’nün siyasi ayağı tartışması bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Futbolda da bahis ve iddia soruşturmalarında bazı kulüp yöneticileri hakkında ciddi iddialar ortaya çıkarken, kamuoyunda bazı takımların kollandığı yönünde ağır kuşkular oluşabiliyor. Çünkü asıl mesele birkaç kişinin adı değil, sistemin kendisini ne kadar denetleyebildiği ve kamuoyuna ne kadar açık hesap verebildiğidir. Bu krizin mağdurları ister zaten zar zor yaşayan dar gelirli vatandaşlarımız olsun, ister yıllarca çalışıp biriktirdiklerini kurumlara güvenerek bu fonlara yatıran insanlar... Temennimiz, kimsenin daha fazla zarar görmeden olayın bütün bağlantılarıyla, hiçbir siyasi veya ekonomik zırh tanınmadan sonuna kadar araştırılmasıdır.

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Artık iktidara yakın bazı kalemlerden de şikâyet sesleri geliyor, AKP içinden ağır eleştiriler yükselebiliyor. Ve bu ilginç olaylar ülkesi Türkiye’mizde, milyarlarca liralık fonların tartışıldığı günlerde en hararetli konulardan biri, “Ben makam aracı kullanmak istemiyorum, kendi aracım var” diyen ve makam aracının satılmasını isteyen İmamoğlu ’nun özel aracının yağ değişimini, lastiğini, bakımını belediye ödedi mi, ödemedi mi meselesi olabiliyor! Bu da suçlama ve dava konusu yapılabiliyor (!).

Ben şahsen paranın para kazandığı sistemlerden hep ürkmüşümdür. Çünkü bunun tadını alan bazı insanlar giderek yalnız rantiye olarak yaşamak isteyen pasif ve tüketici bir profile dönüşebiliyor. Eldeki kapitali büyütüp onun getirileriyle bir eli yağda bir eli balda yaşama hayali, insanı gerçek üretimden, yaratıcılıktan, emekten koparabiliyor.

Ponzi sistemi tam da bu zaafın üstüne oynar. Yüksek kâr ve faiz vaatleriyle yatırımcı toplar; ilk katılanlara yapılan ödemeler gerçek bir üretim veya kazançtan değil, sisteme daha sonra girenlerin paralarından karşılanır. son para akışı yavaşladığında balon patlar. Adını 1920’de Amerika’da yatırımcılara uluslararası posta cevap kuponlarından büyük kazanç sağlayacağını söyleyerek 90 günde yüzde 100’e varan getiriler vaat eden Charles Ponzi ’den almıştır. 1980’lerde Türkiye’de yaşanan bankerler furyasında da benzer yüksek getiri rüyalarının nasıl felaketlere yol açabildiğini gördük. Tabii legal, değer üreten şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmakla Ponzi veya banker düzenlerini birbirine karıştırmamak gerekir; bunlar apayrı dünyalardır.

Ama her mağdur kolay para peşinde koşan biri değildir. Amerikalı profesyonel tenisçi bir arkadaşım, yaklaşık 20 yıllık kariyerinde kazandığı milyonlarca doları “daha iyi değerlendirmek” uğruna özel fonlara yatırdı ve belki yüz binlerce saatlik emeğinin, terinin karşılığı olan para uçup gitti.

Ben de kırk yıl kadar önce resimden kazandığım ilk ciddi birikimle Taksim’de küçük bir daire almak üzere anlaşmıştım. Son anda, Özalizm yıllarının rüzgârıyla “Borsada büyütürüm” düşüncesine kapıldım. Daireden vazgeçtim, bir borsacının önerilerine yeşil ışık yakıp parayı ona teslim ettim. Birkaç yıl sonra, şu Allah’ın hikmetine bakın ki para buharlaşıp gitmişti. Bu ders bana ömrüm boyunca yetti. Çünkü yatırım dünyası, “Geçerken uğradım” diye yan aktivite olarak ele alınabilecek bir alan değildir. Üstelik insan kafayı buna taktığında para dışında zamanını ve enerjisini de kaybedebilir.

Uzmanlar, sürecin hem kısa vadeli hem de orta vadeli etkilerinin izlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Okurlar için pratik özet: ne oldu, kimler etkilendi ve sırada ne var sorularına yanıt arıyoruz.

Neler biliniyor?

  • Fon vurgunu ve milyarlarca dolarlık krizin yarattığı deprem, medya tartışmalarının ve halk sohbetlerinin merkezine oturdu. Adı geçen şirket yöneticilerinin bazılarının iktidar partisinde geçmişte taşıdıkları sıfatlar da doğal olarak dikkat çekiyor. Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız ’ın AKP İstanbul İl Gençlik Kolları’nda görev yaptığı; yüz milyarlarca liralık varlığın yönetildiği Tera Portföy’ün Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel ’in de bir dönem AKP ekonomi işleri başkan yardımcılığı yaptığı iddia ediliyor. İnsan ister istemez, bu siyasi ilişkilerin kendilerine bir zırh duygusu verip vermediğini düşünüyor. Günlerdir gazetelerde ve televizyonlarda dönen bütün ayrıntıları burada tekrar etmeye gerek yok. Artık iktidara yakın bazı kalemlerden de şikâyet sesleri geliyor, AKP içinden ağır eleştiriler yükselebiliyor. Ve bu ilginç olaylar ülkesi Türkiye’mizde, milyarlarca liralık fonların tartışıldığı günlerde en hararetli konulardan biri, “Ben makam aracı kullanmak istemiyorum, kendi aracım var” diyen ve makam aracının satılmasını isteyen İmamoğlu ’nun özel aracının yağ değişimini, lastiğini, bakımını belediye ödedi mi, ödemedi mi meselesi olabiliyor! Bu da suçlama ve dava konusu yapılabiliyor (!) PONZİ SİSTEMİ NEDİR? Ben şahsen paranın para kazandığı sistemlerden hep ürkmüşümdür. Çünkü bunun tadını alan bazı insanlar giderek yalnız rantiye olarak yaşamak isteyen pasif ve tüketici bir profile dönüşebiliyor. Eldeki kapitali büyütüp onun getirileriyle bir eli yağda bir eli balda yaşama hayali, insanı gerçek üretimden, yaratıcılıktan, emekten koparabiliyor. Ponzi sistemi tam da bu zaafın üstüne oynar. Yüksek kâr ve faiz vaatleriyle yatırımcı toplar; ilk katılanlara yapılan ödemeler gerçek bir üretim veya kazançtan değil, sisteme daha sonra girenlerin paralarından karşılanır. güncel para akışı yavaşladığında balon patlar. Adını 1920’de Amerika’da yatırımcılara uluslararası posta cevap kuponlarından büyük kazanç sağlayacağını söyleyerek 90 günde yüzde 100’e varan getiriler vaat eden Charles Ponzi ’den almıştır. 1980’lerde Türkiye’de yaşanan bankerler furyasında da benzer yüksek getiri rüyalarının nasıl felaketlere yol açabildiğini gördük. Tabii legal, değer üreten şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmakla Ponzi veya banker düzenlerini birbirine karıştırmamak gerekir; bunlar apayrı dünyalardır. RANTİYELİK ARANMADAN DA KRİZ MÜMKÜN Ama her mağdur kolay para peşinde koşan biri değildir. Amerikalı profesyonel tenisçi bir arkadaşım, yaklaşık 20 yıllık kariyerinde kazandığı milyonlarca doları “daha iyi değerlendirmek” uğruna özel fonlara yatırdı ve belki yüz binlerce saatlik emeğinin, terinin karşılığı olan para uçup gitti. Ben de kırk yıl kadar önce resimden kazandığım ilk ciddi birikimle Taksim’de küçük bir daire almak üzere anlaşmıştım. Son anda, Özalizm yıllarının rüzgârıyla “Borsada büyütürüm” düşüncesine kapıldım. Daireden vazgeçtim, bir borsacının önerilerine yeşil ışık yakıp parayı ona teslim ettim. Birkaç yıl sonra, şu Allah’ın hikmetine bakın ki para buharlaşıp gitmişti. Bu ders bana ömrüm boyunca yetti. Çünkü yatırım dünyası, “Geçerken uğradım” diye yan aktivite olarak ele alınabilecek bir alan değildir. Üstelik insan kafayı buna taktığında para dışında zamanını ve enerjisini de kaybedebilir. BANA DAHA GÜVENLİ GÖRÜNEN GERÇEK KÂR NE OLABİLİR? Para kazanmayı herkes ister; kazandığı parayla insanca, hakça, iyi bir yaşam sürmeyi de. Ama ben o deneyimden sonra paranın yalnız para kazandığı sistemlere bağlanmak istemedim. Bana göre yaratıcı bir ticari fikir, kaliteli üretim veya tüketiciye hakkını veren bir hizmet, paraya gerçek değer kazandırır. Eskiden hamalların güçlükle taşıdığı valizlerin altına küçük tekerlekler koymayı herkesten önce akıl edip yüz binlerce valiz satıyorsanız, 24 saat açık harika bir restoran kuruyorsanız, tasarımı, dayanıklılığı ve sürekliliğiyle kendini kanıtlayan bir giyim markası yaratıyorsanız, oradan kazanılan para bana çok daha anlamlı ve samimi gelir. Ne yazık ki gençlerimiz arasında “paradan para kazanıp rantiye yaşama” hayali bir virüs gibi kolayca yayılabiliyor. Ekonomi okuyan herkes bilir, hatta genel kültürde kulağını açık tutanlar da: Bütün yumurtaları aynı sepete koymamak gerekir. Ben uzun vadeli yatırımlarda, güzel sanatlar diliyle konuşuyorum, modern veya çağdaş sanat tarihine girmiş ya da girme potansiyeli taşıyan bir sanatçının yapıtının çok özel bir değeri olduğuna inanıyorum. Ama bu, kısa veya orta vadeli değil; uzun vadeli bir bakıştır. Türkiye’de devletin sanat piyasasına, müzelere ve koleksiyon kültürüne yeterli desteği vermemesi de bu güvenin yaygınlaşmasını engelliyor. Sonuç olarak, demokrasimizin yaşadığı ağır irtifa kaybı, siyasi iklimin belirsizlikleri ve hukuk ile ekonomik öngörülebilirlik konusunda yaşanan güven sorunu, yabancı yatırımcı çekme kapasitesi üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Buna halkın büyük geçim sıkıntılarını eklediğinizde, tablo daha da yönelimıyor. Şimdi herkesin sorduğu soru şu: Bu fon krizinin üstüne ne kadar gidilecek, olayın siyasi bir ayağı var mı? Ne ben ne siz bugün bunun tam yanıtını bilebiliriz. Ama bu ülkede büyük dosyaların siyasi bağlantılarının çoğu zaman sonuna kadar araştırılmadığını yıllardır görüyoruz; FETÖ’nün siyasi ayağı tartışması bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Futbolda da bahis ve iddia soruşturmalarında bazı kulüp yöneticileri hakkında ciddi iddialar ortaya çıkarken, kamuoyunda bazı takımların kollandığı yönünde ağır kuşkular oluşabiliyor. Çünkü asıl mesele birkaç kişinin adı değil, sistemin kendisini ne kadar denetleyebildiği ve kamuoyuna ne kadar açık hesap verebildiğidir. Bu krizin mağdurları ister zaten zar zor yaşayan dar gelirli vatandaşlarımız olsun, ister yıllarca çalışıp biriktirdiklerini kurumlara güvenerek bu fonlara yatıran insanlar... Temennimiz, kimsenin daha fazla zarar görmeden olayın bütün bağlantılarıyla, hiçbir siyasi veya ekonomik zırh tanınmadan sonuna kadar araştırılmasıdır
  • Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin
  • Artık iktidara yakın bazı kalemlerden de şikâyet sesleri geliyor, AKP içinden ağır eleştiriler yükselebiliyor. Ve bu ilginç olaylar ülkesi Türkiye’mizde, milyarlarca liralık fonların tartışıldığı günlerde en hararetli konulardan biri, “Ben makam aracı kullanmak istemiyorum, kendi aracım var” diyen ve makam aracının satılmasını isteyen İmamoğlu ’nun özel aracının yağ değişimini, lastiğini, bakımını belediye ödedi mi, ödemedi mi meselesi olabiliyor! Bu da suçlama ve dava konusu yapılabiliyor (!)
  • Ben şahsen paranın para kazandığı sistemlerden hep ürkmüşümdür. Çünkü bunun tadını alan bazı insanlar giderek yalnız rantiye olarak yaşamak isteyen pasif ve tüketici bir profile dönüşebiliyor. Eldeki kapitali büyütüp onun getirileriyle bir eli yağda bir eli balda yaşama hayali, insanı gerçek üretimden, yaratıcılıktan, emekten koparabiliyor

Neden önemli?

Fonlar ve Ponzi sistemi başlığı altında takip edilen süreç; kamuoyu, piyasa ve siyaset gündeminde yer tutuyor. Hatay Masası | Haberler, doğrulanmış bilgileri öne çıkararak okura dengeli bir çerçeve sunmayı hedefliyor.

Bu metin Hatay Masası | Haberler tarafından özgünleştirilerek hazırlanmıştır; birebir alıntı değildir. İlgili kaynak

Sizin için

Önerilen haberler

Ana sayfa →

Bunları da okuyun

Ana sayfa →