16°C Hafif yağmur İstanbul Dolar 49,34 Euro 55,28 Sterlin 65,15 Bitcoin 4.026.846,81 Gram Altın 6.616,40 Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Basına yönelik baskılar da yaşanılan zorlu sürecin aynası. Gazetecilerin tutuklanması, Tele1 gibi bağımsız, muhalif görüşlü kanallara el koymalar, internet sitelerine, sosyal medya hesaplarına erişim engeli ve son olarak Halk TV yayınının kesilip kayyıma teslimi... Bu tür uygulamaların basın özgürlüğüyle, halkın haber alma hakkının korunmasıyla bağdaşmadığı ortada.
Fon skandalı derseniz; muhalefetin Meclis’te konuya ilişkin araştırma önergeleri iktidar cephesinin duvarını aşamıyor.
Muhalefete operasyon, kayyım, transfer... Bu üçlü “Kazanmak için her şey mubahtır” noktasında riskli, etik dışı bakışa sürüklenmenin özeti gibi. Asla sıradanlaşıp normalleştirilmemesi gereken bir üçlü! Bu yanlışın doğrusu ise belli; seçme-seçilme hakkı, sandık iradesine ve güçler ayrılığı ilkesine saygı.
Geçen hafta Marmara Bölgesi’nde etkili olan yağışlar can kayıplarına yol açtı. İstanbul’un kalbine hançer saplanan bölgelerde doğanın intikamına bir kez daha acı şekilde tanıklık ettik. Tüm uyarılara karşın dere kenarlarına yapılan konutların, su havzalarına dikilen beton kulelerin, yoksul mahallelerden lüks yerleşimlere dek pek çok bölgenin sel sularına, baskınlara teslim olmasını izledik. Yaklaşık son 80 yılın en ağır yağışlarından biri yaşandı doğru, iklim krizinin etkilerini görüyoruz, o da doğru. Ama tüm bunlar yaşanan trajediyi açıklamaya yetmez. Nüfus-yerleşim plansızlığının, çıkar/rantçı zihniyetin ağır bedelidir yaşanan. “Altı üstü altın” denerek yağmalanan o güzelim, kadim kentin dokusunu yitirir bir noktadayız. İktidarın İBB’ye yönelik operasyonlarla birlikte, merkezi/yerel yönetim işbirliğinden uzaklaşmanın yarattığı zararı görmesi, “Kanal İstanbul” ısrarından vazgeçmesi için daha ne olması gerekiyor?...
İsrail ile birlikte ABD’nin İran baskısı sürerken gözler Yemen’deki İran destekli Husilerle-Suudi Arabistan ateş hattında. Türkiye’nin, Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması kritik bir dönemece işaret ediyor. Anlaşma hâlâ TBMM’ye getirilmedi, içeriğine ilişkin ayrıntılar pek bilinmiyor. Tartışmaların merkezinde Türkiye’nin çatışmanın içine çekilip çekilmeyeceği konusu da var. Geçen hafta bölgenin önemli aktörlerinden Mısır’dan Riyad’a destek mesajı geldi. Kimi yorumda ABD’nin bölgesel çıkarları açısından anlaşmayı desteklediği belirtiliyor. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ise önceki gün ABD’nin olası hesaplarını bozacak bir açıklamada bulundu ve Tahran’ın da Mekke ittifakına katılabileceğini söyledi. İktidar, anlaşmaya yönelik eleştirilere karşı bunun kimseye karşı bir ittifak olmadığını, son katılımların da olabileceğini belirtmişti. Şimdi diyelim ki İran resmi olarak anlaşmaya başvuru yaptı. Alacağı yanıt bu ittifakın gerçekten kime/ neye karşı olduğunu da ortaya koyacak gibi..











