Lübnan’da Hizbullah’ın mali kaynakları üzerinden yürüyen tartışma, artık yalnızca İran’dan gelen paranın miktarıyla değil, ülkenin ekonomik ve siyasi egemenliğinin kimin kontrolünde olduğu sorusuyla da doğrudan bağlantılı. Tahran’ın Hizbullah’a yerinden edilmiş ailelerin ihtiyaçları için 200 milyon dolar aktardığı yönündeki iddialar Washington tarafından reddedilse de meselenin diplomatik boyutu bu rakamın çok ötesine uzanıyor.
İran ’ın İsrail ile yaşanan çatışmaların ve ağır ekonomik yaptırımların oluşturduğu baskıya rağmen Lübnan ’daki nüfuzunu korumak istemesi, bölgesel güç dengeleri açısından anlaşılabilir bir stratejik tercih gibi gözükse de burada dikkat çeken temel çelişki, kendi ekonomisi ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunan İran’ın, Lübnan’daki müttefikinin toplumsal ve siyasi etkisini sürdürmek için kaynak ayırma ihtimali.
Washington açısından ise mesele yalnızca Hizbullah ’ın silahlı kapasitesinin sınırlandırılması değil, örgütün Lübnan toplumu içerisindeki ekonomik ve sosyal hareket alanının da daraltılması. Dolayısıyla Beyrut’ta tartışılan 200 milyon dolarlık iddia, gerçekte İran ile ABD arasında Lübnan’ın gelecekteki siyasi düzeni üzerinde yürüyen daha kapsamlı mücadelenin küçük ama dikkat çekici bir parçası niteliğinde.
Tahran’ın Lübnan politikasında Hizbullah’ın yalnızca askeri bir müttefik olarak değerlendirilmediği, aynı zamanda İran’ın Doğu Akdeniz’e uzanan bölgesel nüfuzunun önemli unsurlarından biri olarak görüldüğü biliniyor. Bu nedenle Hizbullah’ın mali kaynaklarının zayıflaması, örgütün askeri faaliyetlerinin yanı sıra toplumsal tabanıyla kurduğu ilişkileri de etkileyebilecek bir gelişme. Özellikle 2 Mart 2026’da İsrail ile başlayan çatışmaların ardından yerinden edilen ailelerin barınma, gıda ve temel ihtiyaçlarının karşılanması, siyasi aidiyetlerin yeniden şekillenebileceği hassas bir alan oluşturuyor.
İran açısından sosyal yardım mekanizmalarının devamlılığı, Hizbullah’ın destek gördüğü bölgelerde toplumsal bağlarını korumasına hizmet edebilir. Buna karşılık Lübnan devletinin aynı bölgelerde kamu hizmetlerini ve sosyal destek programlarını güçlendirmesi, vatandaşların devlet dışı yapılara ekonomik bağımlılığını azaltabilir. Bu çerçevede asıl rekabetin yalnızca cephede değil, savaşın yıprattığı mahallelerde, yardım merkezlerinde ve yeniden inşa faaliyetlerinde yaşandığını söylemek mümkün. Lübnan’daki siyasi denklemin ironisi de burada ortaya çıkıyor: Devletin yeterince ulaşamadığı alanlarda yardım sağlayan yapıların siyasi etkisi artarken, devletin egemenliğini güçlendirmesi için önce kendi vatandaşlarına ulaşabilmesi gerekiyor.
Lübnan’ın 2019 yılında başlayan mali çöküşü, Hizbullah’ın finansman tartışmalarını anlamak açısından önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. Bankacılık sistemine duyulan güvenin sarsılması, mevduatlara erişimin kısıtlanması ve ekonomik işlemlerin giderek nakit üzerinden yürütülmesi, geleneksel finansal denetimin etkisini zayıflattı. Bu ortam, yalnızca Hizbullah bağlantılı olduğu belirtilen mali ağlara değil, kayıt dışı faaliyet gösteren çok sayıda ekonomik aktöre de hareket alanı açtı. ABD yaptırımları altında bulunan Karz-ı Hasen kurumunun faaliyetleri ise bu tablonun en tartışmalı başlıklarından biri. Altın teminatı karşılığında finansman sağlayan kurum, bir yandan bankacılık sisteminden dışlanan kesimler için alternatif bir kaynak olarak görülürken diğer yandan Washington tarafından Hizbullah’ın mali yapılanmasının önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.







