Kültür·143 okuma

‘Orta yeri sinema’ olan bir şehrin

Tatil olgusu sadece yılın (ya da yılların) yorgunluğunu atmak, kayıtsızca belli bir zaman dilimi yaşamak, gündelik hayatın telaşından bir süreliğine de kurtulmak değildir. Elbette tüm bunları da içerir ama bazı yan sokakların, çok sık kullanılmayan kimi geçitlerin de tekrar

H

Editör

Hatay Masası Editör

Güncelleme

Bildirim ayarları →
‘Orta yeri sinema’ olan bir şehrin öyküsü… - gazetekadikoy.com.tr

Tatil olgusu sadece yılın (ya da yılların) yorgunluğunu atmak, kayıtsızca belli bir zaman dilimi yaşamak, gündelik hayatın telaşından bir süreliğine de kurtulmak değildir. Elbette tüm bunları da içerir ama bazı yan sokakların, çok sık kullanılmayan kimi geçitlerin de tekrar hatırlanmasına, kullanılmasına ortam hazırlar. Şöyle ki ben tatile çıkarken yanıma mutlaka bir-iki güncel kitabın yanı sıra bir süredir ihmal ettiğim ya da daha önce sayfalarında gezindiğim ve bendeki izleri sağlam olan kitapları da alırım. Ki bu kez de aynı yöntemi uyguladım ve eski dostlarımdan (!) birinin değerini bir defa daha anladım, hatırladım…

İstanbul günümüz itibariyle dev bir metropol. Çok sayıda uygarlığı, oluşumu, insanı, farklı kültürleri, gelenekleri, görenekleri, yapıları, anıları, güzellikleri (bazen de çirkinlikleri) bünyesinde barındırmış bir büyük hatıralar bütünü aynı zamanda. Toprağından kimler gelmiş kimler geçmiş. Hırs uğruna, rant uğruna kimler onun zarafetini, doğal zenginliklerini, güzelliklerini tahrip etmiş, kendine yönelik hamleler için harekete geçmiş, değerleriyle oynamış. Ama nihayetinde onda öyle bir öz var ki, her şeye rağmen tarihsel mirası, kendine özgü havası, doğasıyla varlığını hala sürdürüyor, belki de ‘kıyamet’e kadar da sürdürecek.

Böylesine alımlı, böylesine güzel, eskilerin deyimiyle ‘Taşı toprağı altın’ bir coğrafyanın elbette kendine özgü bir hikâyesi, tarihsel akışı var. Modern zamanlarda bütün akışları sadece vakanüvisler, yazarlar, şairler, ansiklopediler değil asıl odağı görüntü olan bir sanat da kaydediyor, şimdiki zaman temsilcilerinin yanı sıra gelecek kuşaklara da aktarıyor, onların tanık olmasını da sağlıyor.

Neyse, bu uzun girizgâhın sonunda bir kitaba gelmek istiyorum. Çünkü tatilde söz konusu eseri yanımda getirdim ve sayfalarında gezinirken bir kez daha önemini anladım, hatırladım. Kitabın adı ‘Türk Sinemasında İstanbul’. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları tarafından 2021’de yayımlandı, sağ olsun proje koordinatörlüğünü üstlenen sinema yazarı dostum Tunca Arslan’ın gayretleriyle geniş hacimli bir çalışma oluşturuldu ve nihayetinde ortaya 472 sayfalık kalıcı bir eser ortaya çıktı. Malum, yedinci sanat adıyla da bilinen sinemanın başlangıç evresi Lumiere Kardeşler’in Aralık 1895’teki Paris’te gerçekleştirdiği ilk gösterim kabul ediliyor. Aynı sanatın bu topraklardaki uzantısında ise Fuat Uzkınay’ın 14 Kasım 1914 tarihli filmi ‘Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı’nı görüyoruz. Ve bu ilk adımların ardından her coğrafya bir şekilde ön ya da arka plan olarak görüntüleri sızdı, sızıyor da. İstanbul da tüm ruhuyla, varlığıyla, fiziksel ve sosyolojik gelişimleriyle, mimari dokunuşla, evleri, sokakları, caddeleri, denizi, doğası, insanları, köpekleri, kedileri, tarihi mirası vs. ile öyküsü kendi üzerinde ya da içinde biçimlenen her bir filmde yeniden hayat buldu, birçok yapıma doğal plato sundu.

İşte bu kitap yukarıdaki satırlarda genel çerçevesini çizdiğim akışın bir tür yazınsal ifadesiydi. Şu başlıklardan oluştu: ‘Türk Sinemasının Vazgeçilmez Yâri İstanbul’, ‘Yeşilçam’da Silinen Ayak İzleri’, ‘Beyazperdede İstanbul’un Göç Öyküleri’, ‘Sinemamızda Tarihi Yarımada Temsilleri’, ‘Sinemamızda Emeğin İstanbul’u’, ‘Sinemada İstanbul’un Fantastik Dünyası’, ‘Beyazperdenin Deniz Kenti İstanbul’, ‘İstanbul’dan Beyazperdeye Yansıyan Renkler: Azınlıklar’, ‘İstanbul’un Ünlü Çekim Mekânları’, ‘İstanbul’a Sığınan ve Sığmayan Çocuklar’, ‘Sinemamızda Kadıköy’den Adalar’a Anadolu Yakası Ruhu’, ‘Sana Bazı Filmlerden Baktım Aziz İstanbul’ ve ‘İstanbul’da Yuvarlanan Futbol Topu’. Tüm bu metinleri şu isimler kaleme aldı: Tunca Arslan, rahmetli Agâh Özgüç abimiz, Müjde Işıl, Barış Saydam, Aylin Sayın Gönenç, Kaya Özkaracalar, Pınar Titiz, Rıza Oylum, Olkan Özyurt, Burak Göral, Murat Erşahin ve naçizane bendeniz... Tatilde kaldığımız mekânın verandasında küçük bir sehpanın üzerine koyduğum bu kitaba sıklıkla göz attığımda, daha önce okuduğum metinlerde, cümlelerde tekrar gezindiğimde önemli, ilginç, çarpıcı bilgilerin, ifadelerin, insanı hatıralarına sürükleyen anımsamaların olduğunu gördüm. Ve tabi ki kendi dönemlerine damga vurmuş ama etkilerini, tortularını hâlâ kaybetmemiş onca yapıt, onca güzelim film. ‘Kanun Namına’dan ‘Ah Güzel İstanbul’a, ‘Gurbet Kuşları’ndan ‘İstanbul Tatili’ne (ki kitabın kapağını da bu filmden bir kare süslüyor), ‘Vesikalı Yârim’den ‘Balatlı Arif’e, ‘Eşkıya’dan ‘Uzak’a adı ve kareleri kitabın sayfalarında yer bulmuş sayısız yapım…

Rahmetli Orhan Veli’nin o unutulmaz dizesinde ‘Orta yeri sinema’ olarak tanımladığı bu kadim şehre de bu tür adanmışlıklar içeren kitaplar yakışıyor. Ben, yazı boyunca dile getirdiğim gibi ‘Türk Sinemasında İstanbul’a bir tür hafıza tazeleme refleksiyle de tekrar göz tattım, sinemayla ilgilenip henüz farkına varmamış herkese bu çalışmayı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Okurken hem tarihsel hem de anısal bir yolculuğun şahidi olacaksınız.

Bazı filmler bir şekilde çeperlerini aşar ve gündeme farklı yönlerden oturur. Böylesi bir çizgiye ulaşmaları için de sinematografik anlamda iyi olmaları gerekmez; konuşulmaları, tartışılmaları, merak edilmeleri ve kendi yöntemleri eşliğinde ya da dışında gelişen kimi unsurlarla popüler kültürdeki yerlerini almaları yeterlidir. Zihnimi şöyle bir yok ...

Uzmanlar, sürecin hem kısa vadeli hem de orta vadeli etkilerinin izlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Okurlar için pratik özet: ne oldu, kimler etkilendi ve sırada ne var sorularına yanıt arıyoruz.

Neler biliniyor?

  • Tatil olgusu sadece yılın (ya da yılların) yorgunluğunu atmak, kayıtsızca belli bir zaman dilimi yaşamak, gündelik hayatın telaşından bir süreliğine de kurtulmak değildir. Elbette tüm bunları da içerir ama bazı yan sokakların, çok sık kullanılmayan kimi geçitlerin de tekrar hatırlanmasına, kullanılmasına ortam hazırlar. Şöyle ki ben tatile çıkarken yanıma mutlaka bir-iki güncel kitabın yanı sıra bir süredir ihmal ettiğim ya da daha önce sayfalarında gezindiğim ve bendeki izleri sağlam olan kitapları da alırım. Ki bu kez de aynı yöntemi uyguladım ve eski dostlarımdan (!) birinin değerini bir defa daha anladım, hatırladım…
  • İstanbul günümüz itibariyle dev bir metropol. Çok sayıda uygarlığı, oluşumu, insanı, farklı kültürleri, gelenekleri, görenekleri, yapıları, anıları, güzellikleri (bazen de çirkinlikleri) bünyesinde barındırmış bir büyük hatıralar bütünü aynı zamanda. Toprağından kimler gelmiş kimler geçmiş. Hırs uğruna, rant uğruna kimler onun zarafetini, doğal zenginliklerini, güzelliklerini tahrip etmiş, kendine yönelik hamleler için harekete geçmiş, değerleriyle oynamış. Ama nihayetinde onda öyle bir öz var ki, her şeye rağmen tarihsel mirası, kendine özgü havası, doğasıyla varlığını hala sürdürüyor, belki de ‘kıyamet’e kadar da sürdürecek
  • Böylesine alımlı, böylesine güzel, eskilerin deyimiyle ‘Taşı toprağı altın’ bir coğrafyanın elbette kendine özgü bir hikâyesi, tarihsel akışı var. Modern zamanlarda bütün akışları sadece vakanüvisler, yazarlar, şairler, ansiklopediler değil asıl odağı görüntü olan bir sanat da kaydediyor, şimdiki zaman temsilcilerinin yanı sıra gelecek kuşaklara da aktarıyor, onların tanık olmasını da sağlıyor
  • Neyse, bu uzun girizgâhın sonunda bir kitaba gelmek istiyorum. Çünkü tatilde söz konusu eseri yanımda getirdim ve sayfalarında gezinirken bir kez daha önemini anladım, hatırladım. Kitabın adı ‘Türk Sinemasında İstanbul’. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları tarafından 2021’de yayımlandı, sağ olsun proje koordinatörlüğünü üstlenen sinema yazarı dostum Tunca Arslan’ın gayretleriyle geniş hacimli bir çalışma oluşturuldu ve nihayetinde ortaya 472 sayfalık kalıcı bir eser ortaya çıktı. Malum, yedinci sanat adıyla da bilinen sinemanın başlangıç evresi Lumiere Kardeşler’in Aralık 1895’teki Paris’te gerçekleştirdiği ilk gösterim kabul ediliyor. Aynı sanatın bu topraklardaki uzantısında ise Fuat Uzkınay’ın 14 Kasım 1914 tarihli filmi ‘Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı’nı görüyoruz. Ve bu ilk adımların ardından her coğrafya bir şekilde ön ya da arka plan olarak görüntüleri sızdı, sızıyor da. İstanbul da tüm ruhuyla, varlığıyla, fiziksel ve sosyolojik gelişimleriyle, mimari dokunuşla, evleri, sokakları, caddeleri, denizi, doğası, insanları, köpekleri, kedileri, tarihi mirası vs. ile öyküsü kendi üzerinde ya da içinde biçimlenen her bir filmde yeniden hayat buldu, birçok yapıma doğal plato sundu

Neden önemli?

‘Orta yeri sinema’ olan bir şehrin öyküsü… - gazetekadikoy.com.tr başlığı altında takip edilen süreç; kamuoyu, piyasa ve siyaset gündeminde yer tutuyor. Hatay Masası | Haberler, doğrulanmış bilgileri öne çıkararak okura dengeli bir çerçeve sunmayı hedefliyor.

Bu metin Hatay Masası | Haberler tarafından özgünleştirilerek hazırlanmıştır; birebir alıntı değildir. İlgili kaynak

Sizin için

Önerilen haberler

Ana sayfa →

Bunları da okuyun

Ana sayfa →