6 Eylül'de, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde oyların %43,8'ini alarak mutlak çoğunluğa yaklaştı. Federal Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana ilk kez, ideolojik olarak Nasyonal Sosyalizme yakın bir siyasi platform üzerinden kampanya yürüten, açıkça etno-milliyetçi (hatta ırkçı) bir parti hükümet iktidarını ele geçirmeye bu kadar yaklaştı.
Saksonya-Anhalt'ın küçük bir eyalet olması bir teselli sebebi değil. Orada yaşananlar başka yerlerde de yaşanabilir ve aşırı sağın getirdiği riskleri deneyimlemeye oldukça yakınız. AfD, Almanya'nın NATO'dan, Avrupa Birliği'nden ve eurodan çekilmesini istiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i açıkça destekliyor ve ülkenin dış politika yönelimini Batı'dan Kremlin'e kaydırmayı hedefliyor.
Oylama günündeki şok, Saksonya-Anhalt'ın iktidar partisi olan merkez sağ Hristiyan Demokrat Birliği'nin (CDU) zayıf performansı, hatta tam anlamıyla çöküşüyle daha da katlandı. Önemli ölçüde daha yüksek seçmen katılımına rağmen oy oranı fiilen yarı yarıya düştü. Sonuçtan dolayı genel olarak Berlin'deki koalisyon hükümeti ve özellikle Şansölye Friedrich Merz suçlandı — ki bu haksız da değildi.
CDU'nun dağılması ülke genelinde gerçekçi bir ihtimal haline geldi ve Berlin'de bir koalisyon ve hükümet krizinin habercisi oldu. Ne de olsa Almanya, ısrarla devam eden düşük büyüme oranıyla ve vergi sistemi ile emeklilik, sağlık ve uzun süreli bakım dahil temel sosyal güvenlik programlarında acilen ihtiyaç duyulan reformları hayata geçirememekle mücadele ediyor.
Siyasi istikrar ve öngörülebilirlik, 1990'daki yeniden birleşmeden önce de sonra da Almanya'nın savaş sonrası demokrasisinin her zaman önemli sütunları olmuştur. Federal Cumhuriyet'in güçlü hukuk devleti yapısı, Batı'daki stratejik çapa konumu ve Avrupa entegrasyonu projesine olan sadık bağlılığı, komşularıyla ve eski savaş düşmanlarıyla güven inşa etmesini sağladı. Yeniden birleşmeyi mümkün kılan da bu taahhütlerdi.
Tüm bunlar sona mı ermek üzere? Sütunlar çöküyor mu? Eğer öyleyse, Avrupa'nın geri kalanı bir kez daha "Alman Sorunu" ile karşı karşıya kalacaktır. On yıllardır ilk kez Avrupalılar, aralarındaki en büyük ve en güçlü ülkenin hangi tarafa mevzilendiğini merak etmek zorunda kalacaklar. Almanya'nın Avrupa'ya ve NATO'ya sıkı sıkıya bağlı olup olmadığından ya da bir kez daha kendi ulusal yolunu izleyip izlemediğinden artık emin olamayacaklar.
Henüz hiçbir şey kararlaştırılmış değil elbette. Ancak tehlike gerçek ve Fransa'da yaklaşmakta olan siyasi krizle birleştiğinde Avrupa Birliği için sonuçları yıkıcı olabilir. Avrupa'nın geri kalanı artık hem Fransa'nın hem de Almanya'nın —AB'nin iki büyük ve vazgeçilmez üye devletinin— içsel bir zayıflık konumundan hareket ettiği ve her birinin içeriden kendi taze milliyetçilik versiyonuyla tehdit edildiği gerçeğini hesaba katmak zorunda.
Konuya dair farklı kaynaklardan gelen notlar, tablonun henüz netleşmediğini gösteriyor. Önümüzdeki saatlerde yeni açıklamalar bekleniyor.
Dünya başlığı altında sıralanan bu gelişme, sosyal medyada da hızla yayılıyor.
Kısa özet
- 6 Eylül'de, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde oyların %43,8'ini alarak mutlak çoğunluğa yaklaştı. Federal Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana ilk kez, ideolojik olarak Nasyonal Sosyalizme yakın bir siyasi platform üzerinden kampanya yürüten, açıkça etno-milliyetçi (hatta ırkçı) bir parti hükümet iktidarını ele geçirmeye bu kadar yaklaştı
- Saksonya-Anhalt'ın küçük bir eyalet olması bir teselli sebebi değil. Orada yaşananlar başka yerlerde de yaşanabilir ve aşırı sağın getirdiği riskleri deneyimlemeye oldukça yakınız. AfD, Almanya'nın NATO'dan, Avrupa Birliği'nden ve eurodan çekilmesini istiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i açıkça destekliyor ve ülkenin dış politika yönelimini Batı'dan Kremlin'e kaydırmayı hedefliyor
- Oylama günündeki şok, Saksonya-Anhalt'ın iktidar partisi olan merkez sağ Hristiyan Demokrat Birliği'nin (CDU) zayıf performansı, hatta tam anlamıyla çöküşüyle daha da katlandı. Önemli ölçüde daha yüksek seçmen katılımına rağmen oy oranı fiilen yarı yarıya düştü. Sonuçtan dolayı genel olarak Berlin'deki koalisyon hükümeti ve özellikle Şansölye Friedrich Merz suçlandı — ki bu haksız da değildi
- CDU'nun dağılması ülke genelinde gerçekçi bir ihtimal haline geldi ve Berlin'de bir koalisyon ve hükümet krizinin habercisi oldu. Ne de olsa Almanya, ısrarla devam eden düşük büyüme oranıyla ve vergi sistemi ile emeklilik, sağlık ve uzun süreli bakım dahil temel sosyal güvenlik programlarında acilen ihtiyaç duyulan reformları hayata geçirememekle mücadele ediyor
Neden önemli?
Almanya'nın eski Dışişleri Bakanı yazdı: "Alman Sorunu" geri dönüyor - Gazete Oksijen başlığı altında takip edilen süreç; kamuoyu, piyasa ve siyaset gündeminde yer tutuyor. Hatay Masası | Haberler, doğrulanmış bilgileri öne çıkararak okura dengeli bir çerçeve sunmayı hedefliyor.
Bu metin Hatay Masası | Haberler tarafından özgünleştirilerek hazırlanmıştır; birebir alıntı değildir. İlgili kaynak