Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır. Milyonlarca küçük yatırımcının birikimleri açgözlülüğün, doymak bilmez para ve iktidar hırsının kurbanı oldu. Türkiye ne yazık ki krizden krize savrulan, adeta akıntıya kapılmış, sosyal ve ekonomik buhranlarla boğuşan son derece istikrarsız bir ülke ve toplum haline getirildi. Yani sistemsizlik “sistem”, anormal “normal” karşılanır oldu. Bunda adım alma mekanizmalarında yer alanların kültürel ve siyasal kodları etkilidir. Kültürel kodlar ise bireyin içinde yaşadığı toplumun ve aile çevresi tarafından şekillenir. Bir toplumsal sistemde kültürel kodlar yalnızca itaat etmeyi öne çıkarıyor, sorgulamayı, itiraz etmeyi teşvik etmiyorsa, akıl ve bilimi yadsıyor demektir ki bu durumda çağın gerisine düşmek kaçınılmaz olur. “Üzümünü ye bağını sorma”, “gemisini kurtaran kaptan”, “bedava sirke baldan tatlıdır” zihniyetinin kolektif bilinçaltını oluşturduğu bir toplumda bu türden ekonomik ve sosyal krizlerin arka arkaya patlak vermesi kaçınılmazdır. İTAAT GELDİ, LİYAKAT GİTTİ Toplumda itaatin arzu edilir davranış şeklinde algılanması ve teşvik edilmesi iki açıdan önemli sonuçlar doğurur. Birincisi itaatin öne çıkarılmasıyla liyakatin saf dışı bırakılmasıdır. Yukarıda da aktardığimiz gibi bireyin kültürel kodlarını içinde yaşadığı toplum ve yetiştiği aile çevresi belirler. Düşüncelerin özgürce ifade edildiği, korkunun yer almadığı, farklı düşünmenin ve hepsinden önemlisi dürüstlüğün cezalandırılmadığı sosyal ve kültürel bir sistemde eğitimli bir yönetici, astlarından koşulsuz itaat talep etmez. Aksine, karşıt görüşte de olsalar insanları görüşlerini dile getirmeleri için özendirir. Her eleştiriyi hakaret olarak görmez. Bu durum, yöneticinin dünya görüşünün demokratik bir doku taşıması demektir. Bu türden yöneticiler için itaat değil liyakat ön plandadır. Ama özgüveni düşük, donanımı ve alt yapısı vasat olan yöneticiler ise liyakat yerine itaati ön plana çıkarırlar. Bu durumda toplumsal kurumların işleyişi aksar. Özerk ya da bağımsız kararlar almakta zorlanırlar ki bu da toplumun demokrasiden gittikçe uzaklaşması adeta bir dikta rejimine doğru yol alması demektir. Dikta rejimleri de itaati ön plana çıkarırlar. Bu tür rejimlerde neden, niçin sorularını sormak dahi suç haline getirilir. ZİHNİYET DEĞİŞMEZSE... Dikta rejimlerinde en alttakinden en tepedekine kadar tüm yöneticiler kurumlara ve halka değil önderlerine hesap vermekle yükümlü oldukları düşüncesiyle her biri işgal ettikleri makamların kendilerine verdiği yetkiyi kötüye kullanmaya, istismar etmeye daha yatkın hale gelir. Kamuoyu da çeşitli yöntemler kullanılarak susturulduğu için onları frenleyecek ne hukuksal bir mekanizma ne de toplumsal bir yapı geriye kalmıştır. Böyle bir siyasal ve sosyal koşul içinde toplumun krizlerin girdabında boğulması kaçınılmazdır. Bedelini toplumca ödeyeceğimiz gibi görünen fon krizi siyasal, ekonomik ve kültürel nedenleri olan bir krizdir. Son 25 yılda izlenen ekonomi politikaları, liyakatin değil itaatin ön plana çıkarılması, halkın örgütlenmesinin engellenmesi, kısa yoldan çok yüksek meblağlarda para kazanma hırsı, kol ve beyin gücünün değersizleştirilmesi ve toplumca sahip olduğumuz kültürel kodların bir araya gelmesiyle yaşanan bu kriz, zihniyet değişimi olmadıkça etkisini tüm toplum katmanlarında gösterecektir. Umarız doğruyu söyleyenin dokuz köyden kovulmayacağı günler çok uzaklarda değildir. DOÇ. DR. AYŞE ATALAY.
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Bir toplumsal sistemde kültürel kodlar yalnızca itaat etmeyi öne çıkarıyor, sorgulamayı, itiraz etmeyi teşvik etmiyorsa, akıl ve bilimi yadsıyor demektir ki bu durumda çağın gerisine düşmek kaçınılmaz olur. “Üzümünü ye bağını sorma”, “gemisini kurtaran kaptan”, “bedava sirke baldan tatlıdır” zihniyetinin kolektif bilinçaltını oluşturduğu bir toplumda bu türden ekonomik ve sosyal krizlerin arka arkaya patlak vermesi kaçınılmazdır.
Toplumda itaatin arzu edilir davranış şeklinde algılanması ve teşvik edilmesi iki açıdan önemli sonuçlar doğurur. Birincisi itaatin öne çıkarılmasıyla liyakatin saf dışı bırakılmasıdır. Yukarıda da aktardığimiz gibi bireyin kültürel kodlarını içinde yaşadığı toplum ve yetiştiği aile çevresi belirler. Düşüncelerin özgürce ifade edildiği, korkunun yer almadığı, farklı düşünmenin ve hepsinden önemlisi dürüstlüğün cezalandırılmadığı sosyal ve kültürel bir sistemde eğitimli bir yönetici, astlarından koşulsuz itaat talep etmez. Aksine, karşıt görüşte de olsalar insanları görüşlerini dile getirmeleri için özendirir. Her eleştiriyi hakaret olarak görmez. Bu durum, yöneticinin dünya görüşünün demokratik bir doku taşıması demektir.
Bu türden yöneticiler için itaat değil liyakat ön plandadır. Ama özgüveni düşük, donanımı ve alt yapısı vasat olan yöneticiler ise liyakat yerine itaati ön plana çıkarırlar. Bu durumda toplumsal kurumların işleyişi aksar. Özerk ya da bağımsız kararlar almakta zorlanırlar ki bu da toplumun demokrasiden gittikçe uzaklaşması adeta bir dikta rejimine doğru yol alması demektir. Dikta rejimleri de itaati ön plana çıkarırlar. Bu tür rejimlerde neden, niçin sorularını sormak dahi suç haline getirilir.
Dikta rejimlerinde en alttakinden en tepedekine kadar tüm yöneticiler kurumlara ve halka değil önderlerine hesap vermekle yükümlü oldukları düşüncesiyle her biri işgal ettikleri makamların kendilerine verdiği yetkiyi kötüye kullanmaya, istismar etmeye daha yatkın hale gelir. Kamuoyu da çeşitli yöntemler kullanılarak susturulduğu için onları frenleyecek ne hukuksal bir mekanizma ne de toplumsal bir yapı geriye kalmıştır. Böyle bir siyasal ve sosyal koşul içinde toplumun krizlerin girdabında boğulması kaçınılmazdır.









