Çekirdeksiz sultaniye üzüm, Gediz havzasının en temel ve önemli tarımsal ürünüdür. Manisa yöresinin adı üzümle birlikte anılır. Bu yörede yıllardır bağcılıkla uğraşan pek çok aile için, üzümün, üzümcülüğün çok büyük anlamı ve değeri vardır. Bizim ailemiz de kuşaklar boyu bağcılıkla uğraştı. O nedenle, çocukluğumuz ve il gençlik yıllarımız bağlar içinde geçti. Hiç unutmam, üniversitede ekonomi bölüm başkanımız, rahmetli hocamız Prof. Dr. Oğuz Çataloğlu; ailemizin yaşamöyküsünü ve Tariş Üzüm’de çalıştığımızı öğrenince mezuniyet tezi olarak “Çekirdeksiz Kuru Üzümde Üretim ve İhracat İlişkileri” konusunu belirlemişti. Hazırladığımız tezi de beğenmiş ve tam not vermişti. GEDİZ HAVZASI’NDA YIKIM! Ege Bağcılar Birliği’nin kurucularından ve 12 Mart öncesinde ilk üretici yürüyüşlerinin örgütleyicilerinden olan rahmetli babamız, daha ortaokul sıralarındayken üretici mitinglerinde megafonu bize verirdi. Üretici kitlesine “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız” diyerek sloganlar attırırdık. Üzüm ve üzümcülük denilince bizim yazacak, anlatacak o kadar çok anımız-konumuz var ki bu sütunlar yetmez. Ama doğrusu bu yılki hasat döneminde yaşananları da hiç unutmayacağız! Gediz havzasının üzümcüleri, bu yıl her açıdan zor-zorlu bir hasat dönemini ve tam anlamıyla bir ekonomik yıkımı yaşadılar. ÜZÜME, ÜZÜMCÜYE REVA MI? Geçtiğimiz yıldan bu yana yaşanan enflasyon artışına ve başta mazot, gübre, zirai ilaç, sulama olmak üzere tarımsal girdilerde yaşanan onca artışa karşın, geçen yıldaki fiyatların yarısı bedellerle üzümlerini satmak zorunda kaldılar. Örneğin biz, geçen yıl kuru üzümü 120 TL’den satmışken bu yıl aynı kalitede üzümü 65 TL’den sattık. TMO ve Tariş de neredeyse üzüm almamak ya da en az miktarlarda almak üzerine odaklanmışlardı. Fiyatı açıklamada ve alımları başlatmada çok geç davrandılar. TMO, ÇKS’lerde önceki yıllarda sorun olmayan tanımları bahane ederek, öyle son icatlar çıkardı ki, üzüm almamak için adeta ayak sürüdü! Tariş de borcu olmayan ortaktan almamak ya da rekolte beyannamesindeki miktarın yarısını almak gibi sınırlamalar getirdi. Oysa özellikle sıkıntının had safhada olduğu bu hasat döneminde, merkezi yönetimce bu iki kuruluşa işbirliği yaptırılarak üretici desteklenebilirdi. ÜRETİCİ UNUTMAZ, UNUTMAMALI Kısacası, yorgun ve bezgin bağcı adeta yokuşa sürüldü! Geçen yılın çok altındaki fiyatlarla üzüm alacağını duyuran iki kuruluştan randevu alabilmek de tam anlamıyla bir işkenceye dönüştü! Üreticiler randevu alabilmek için günlerce büyük eziyet çektiler. Sonuçta, üzüm üreticisinin büyük bölümü, çok daha düşük fiyatlarla üzümlerini piyasada satmak zorunda kaldı. Üzüm yöresinin belediye başkanları Alaşehir’de Ahmet Öküzcüoğlu, Sarıgöl’de Tahsin Akdeniz ve Salihli’de Mazlum Nurlu; günlerdir hemşehrileri adına ilgililere seslerini duyurmaya çalışıyorlar, yetkililere çağrıda bulunuyorlar. Ama maalesef onlara kulak veren yok. Sonuçta, üzümcü, bu hasat döneminde tam anlamıyla büyük bir mağduriyet ve eziyet yaşadı! Ürettiğine üreteceğine pişman oldu! Bütün bu uygulamalarla ve düşük fiyatlarla, bir anlamda üzümcü cezalandırıldı! Öyle görünüyor ki Manisalı üzüm üreticisi, kendisine reva görülen bu eziyeti ve mağduriyeti, hiçbir zaman unutmayacak; unutmamalı da! *** İzmir Barosu; demokrasi okulu İzmir Barosu, 118 yıllık geçmişiyle İzmir’in en eski ve köklü kurumlarındandır. Öncelikle avukatların meslek örgütü gibi görülse de aynı zamanda hukuk ve demokrasi açısından tüm yurttaşlarla da ilişkilidir. Hele günümüzde olduğu gibi, bu alanlarda sıkıntıların, sorunların yaşandığı dönemlerde bu işlev daha da önem kazanır. İşte bu önemli kuruluşumuz, genel kurula gidiyor. Dört yıldır başkanlık görevini sürdüren Av. Sefa Yılmaz, görevini devretmeye hazırlanıyor. Ege Büromuzu ziyaret eden başkan Yılmaz’la, “Cumhuriyet Ege buluşmaları” bağlamında kapsamlı bir söyleşi yaptık. Onun söylediklerini haber sayfalarımızda ayrıntılarıyla okuyacaksınız. Biz bu yazımızda, İzmir Barosu’nun geçmişten günümüze uzanan mücadele geleneğine değinmek istiyoruz. ‘İYİ Kİ BARO VAR’ Ülkemiz ve kentimiz zor bir süreçten geçiyor. Bu dönemde hak, hukuk ve adalet alanında hukukçulara ve onların mesleki örgütü barolara önemli görevler düşüyor. Çok köklü mücadele gelenekleri olan İzmir Barosu, bu sıkıntılı süreçte çok önemli bir işlev üstleniyor. Tüm yurttaşların hakkına, hukukuna sahip çıkıyor. Değerli dostumuz Sefa başkanla sohbet ederken bu mücadelenin kentteki yansımalarına da değiniyoruz. Sıradan yurttaşımıza bile “İyi ki baro var” dedirtmek, gerçekten önemli bir başarı. Biz de Sefa başkanı ve çalışma arkadaşlarını; başarılı hizmetleri için kutluyor, kendilerine teşekkür ediyoruz. ESKİ BAŞKANLAR Sefa başkanla sohbet ederken, geçmişte dostluk ilişkisi kurduğumuz eski baro başkanları ile ilgili anılarımız da belleğimizde canlanıyor. Bunlar arasında, yakın dostlarımız Güney Dinç, İskender Özturanlı, Cengiz İlhan gibi yaşamını yitirmiş değerli isimler öne çıkıyor. Yakından tanıdığımız Güney Bey, hem hukukçu ve hem de entelektüel birikimiyle, özellikle insan hakları alanında uluslararası bir otoriteydi. Hukukla ilgili eserlerinin yanı sıra romanları da son kuşaklar tarafından mutlaka okunmalıdır. Bir başka yakın dostumuz, Cumhuriyet gazetemizin 2. sayfa yazarlarından İskender Özturanlı, müthiş bir şiir belleğine sahipti. Edebiyatı da yakından izler, birçok şairin dizelerini ezbere okurdu. Cengiz İlhan’ın da İzmir’le ilgili araştırmaları ve kitapları vardı. Ağabeyi Attilâ İlhan vefat ettiğinde biz İzmir büyükşehirde başkan danışmanıydık. Attilâ İlhan için birlikte çalışmalar yaptık. Karşıyaka’daki evine ziyaretlerimizde, 1950’li yıllardaki siyasal mücadeleleri ve anılarını anlatırdı. ÇEVRECİ AVUKATLAR İzmir Barosu’nun yakın geçmişinde önemsediğimiz bir başka özgün mücadele geleneği de çevreci avukatlar girişimi ve onların desteğinde verilen çevre mücadeleleridir. Bu bağlamda rahmetli başkanlardan Noyan Özkan’ın ve sevgili dostumuz Senih Özay’ın geçmişteki çabalarını özellikle anmak istiyoruz. Ayrıca, İzmir’de her daim demokrasinin nöbetini tutan, yakın bir tarihte genç yaşta kaybettiğimiz önceki başkan Av. Özkan Yücel’i de sevgiyle anıyoruz. Bir “demokrasi okulu” olarak gördüğümüz İzmir Barosu’nu ve onun geçmişten günümüze uzanan mücadele geleneklerini, doğrusu çok önemsiyor ve değerli buluyoruz. Önümüzdeki süreçte de bu mücadelelerin başarıyla sürmesini, sürdürülmesini diliyoruz. *** Akbelen’de yaşam nöbeti Yıllardır Akbelen’de önemli bir çevre mücadelesi veriliyor. Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy sakinleri, bu mücadelenin başını çekiyorlar. İkizköy muhtarı Nejla Işık’la sevgili kızı Esra Işık, bu çevre mücadelesinin simgesi haline geldiler. Ama onlarla birlikte, yöredeki çok sayıda yurttaş da bu haklı mücadelenin içinde aktif olarak yer alıyor. NÖBET SÜRÜYOR Akbelenli yaşam savunucularının nöbeti halen devam ediyor. Köylüler, Akbelen ormanının çevresinde yer alan yaklaşık 200 parsele yönelik acele kamulaştırma işleminin durdurulmasını istiyorlar. Bu bağlamda, hem hukuk mücadelesi veriyorlar ve hem de yaşam nöbetini sürdürüyorlar. Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki davanın duruşmasına katılıp haklılıklarını oradan da bir kez daha haykırdılar. ÖRNEK MÜCADELE Toprakları, zeytinleri, ormanları ve doğaları için, uzun soluklu büyük bir mücadele örneği veren Akbelen köylülerini yürekten selamlıyoruz. Onların anlamlı ve haklı mücadelelerini içtenlikle destekliyoruz. Ağacı, toprağı, doğayı ve çevreyi önemseyen herkesi, bu haklı mücadeleyi desteklemeye çağırıyoruz. Unutmayalım ki Akbelenliler hepimiz için yaşam nöbeti tutuyorlar. Onları desteklemek, aynı zamanda bir doğaseverlik ve yurtseverlik görevidir.
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Bizim ailemiz de kuşaklar boyu bağcılıkla uğraştı. O nedenle, çocukluğumuz ve il gençlik yıllarımız bağlar içinde geçti. Hiç unutmam, üniversitede ekonomi bölüm başkanımız, rahmetli hocamız Prof. Dr. Oğuz Çataloğlu; ailemizin yaşamöyküsünü ve Tariş Üzüm’de çalıştığımızı öğrenince mezuniyet tezi olarak “Çekirdeksiz Kuru Üzümde Üretim ve İhracat İlişkileri” konusunu belirlemişti. Hazırladığımız tezi de beğenmiş ve tam not vermişti.
Ege Bağcılar Birliği’nin kurucularından ve 12 Mart öncesinde ilk üretici yürüyüşlerinin örgütleyicilerinden olan rahmetli babamız, daha ortaokul sıralarındayken üretici mitinglerinde megafonu bize verirdi. Üretici kitlesine “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız” diyerek sloganlar attırırdık.
Üzüm ve üzümcülük denilince bizim yazacak, anlatacak o kadar çok anımız-konumuz var ki bu sütunlar yetmez. Ama doğrusu bu yılki hasat döneminde yaşananları da hiç unutmayacağız! Gediz havzasının üzümcüleri, bu yıl her açıdan zor-zorlu bir hasat dönemini ve tam anlamıyla bir ekonomik yıkımı yaşadılar.
Geçtiğimiz yıldan bu yana yaşanan enflasyon artışına ve başta mazot, gübre, zirai ilaç, sulama olmak üzere tarımsal girdilerde yaşanan onca artışa karşın, geçen yıldaki fiyatların yarısı bedellerle üzümlerini satmak zorunda kaldılar. Örneğin biz, geçen yıl kuru üzümü 120 TL’den satmışken bu yıl aynı kalitede üzümü 65 TL’den sattık.
TMO ve Tariş de neredeyse üzüm almamak ya da en az miktarlarda almak üzerine odaklanmışlardı. Fiyatı açıklamada ve alımları başlatmada çok geç davrandılar. TMO, ÇKS’lerde önceki yıllarda sorun olmayan tanımları bahane ederek, öyle son icatlar çıkardı ki, üzüm almamak için adeta ayak sürüdü! Tariş de borcu olmayan ortaktan almamak ya da rekolte beyannamesindeki miktarın yarısını almak gibi sınırlamalar getirdi. Oysa özellikle sıkıntının had safhada olduğu bu hasat döneminde, merkezi yönetimce bu iki kuruluşa işbirliği yaptırılarak üretici desteklenebilirdi.
Gelişmenin arka planında kamuoyunun yakından takip ettiği bir süreç bulunuyor. Hatay Masası | Haberler editörleri, gelen bilgileri doğrulama süzgecinden geçirerek okura aktarıyor.
Habere konu olan aktörlerin açıklamaları geldikçe sayfa güncellenecek.
Öne çıkan başlıklar
- Çekirdeksiz sultaniye üzüm, Gediz havzasının en temel ve önemli tarımsal ürünüdür. Manisa yöresinin adı üzümle birlikte anılır. Bu yörede yıllardır bağcılıkla uğraşan pek çok aile için, üzümün, üzümcülüğün çok büyük anlamı ve değeri vardır. Bizim ailemiz de kuşaklar boyu bağcılıkla uğraştı. O nedenle, çocukluğumuz ve il gençlik yıllarımız bağlar içinde geçti. Hiç unutmam, üniversitede ekonomi bölüm başkanımız, rahmetli hocamız Prof. Dr. Oğuz Çataloğlu; ailemizin yaşamöyküsünü ve Tariş Üzüm’de çalıştığımızı öğrenince mezuniyet tezi olarak “Çekirdeksiz Kuru Üzümde Üretim ve İhracat İlişkileri” konusunu belirlemişti. Hazırladığımız tezi de beğenmiş ve tam not vermişti. GEDİZ HAVZASI’NDA YIKIM! Ege Bağcılar Birliği’nin kurucularından ve 12 Mart öncesinde ilk üretici yürüyüşlerinin örgütleyicilerinden olan rahmetli babamız, daha ortaokul sıralarındayken üretici mitinglerinde megafonu bize verirdi. Üretici kitlesine “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız” diyerek sloganlar attırırdık. Üzüm ve üzümcülük denilince bizim yazacak, anlatacak o kadar çok anımız-konumuz var ki bu sütunlar yetmez. Ama doğrusu bu yılki hasat döneminde yaşananları da hiç unutmayacağız! Gediz havzasının üzümcüleri, bu yıl her açıdan zor-zorlu bir hasat dönemini ve tam anlamıyla bir ekonomik yıkımı yaşadılar. ÜZÜME, ÜZÜMCÜYE REVA MI? Geçtiğimiz yıldan bu yana yaşanan enflasyon artışına ve başta mazot, gübre, zirai ilaç, sulama olmak üzere tarımsal girdilerde yaşanan onca artışa karşın, geçen yıldaki fiyatların yarısı bedellerle üzümlerini satmak zorunda kaldılar. Örneğin biz, geçen yıl kuru üzümü 120 TL’den satmışken bu yıl aynı kalitede üzümü 65 TL’den sattık. TMO ve Tariş de neredeyse üzüm almamak ya da en az miktarlarda almak üzerine odaklanmışlardı. Fiyatı açıklamada ve alımları başlatmada çok geç davrandılar. TMO, ÇKS’lerde önceki yıllarda sorun olmayan tanımları bahane ederek, öyle son icatlar çıkardı ki, üzüm almamak için adeta ayak sürüdü! Tariş de borcu olmayan ortaktan almamak ya da rekolte beyannamesindeki miktarın yarısını almak gibi sınırlamalar getirdi. Oysa özellikle sıkıntının had safhada olduğu bu hasat döneminde, merkezi yönetimce bu iki kuruluşa işbirliği yaptırılarak üretici desteklenebilirdi. ÜRETİCİ UNUTMAZ, UNUTMAMALI Kısacası, yorgun ve bezgin bağcı adeta yokuşa sürüldü! Geçen yılın çok altındaki fiyatlarla üzüm alacağını duyuran iki kuruluştan randevu alabilmek de tam anlamıyla bir işkenceye dönüştü! Üreticiler randevu alabilmek için günlerce büyük eziyet çektiler. Sonuçta, üzüm üreticisinin büyük bölümü, çok daha düşük fiyatlarla üzümlerini piyasada satmak zorunda kaldı. Üzüm yöresinin belediye başkanları Alaşehir’de Ahmet Öküzcüoğlu, Sarıgöl’de Tahsin Akdeniz ve Salihli’de Mazlum Nurlu; günlerdir hemşehrileri adına ilgililere seslerini duyurmaya çalışıyorlar, yetkililere çağrıda bulunuyorlar. Ama maalesef onlara kulak veren yok. Sonuçta, üzümcü, bu hasat döneminde tam anlamıyla büyük bir mağduriyet ve eziyet yaşadı! Ürettiğine üreteceğine pişman oldu! Bütün bu uygulamalarla ve düşük fiyatlarla, bir anlamda üzümcü cezalandırıldı! Öyle görünüyor ki Manisalı üzüm üreticisi, kendisine reva görülen bu eziyeti ve mağduriyeti, hiçbir zaman unutmayacak; unutmamalı da! *** İzmir Barosu; demokrasi okulu İzmir Barosu, 118 yıllık geçmişiyle İzmir’in en eski ve köklü kurumlarındandır. Öncelikle avukatların meslek örgütü gibi görülse de aynı zamanda hukuk ve demokrasi açısından tüm yurttaşlarla da ilişkilidir. Hele günümüzde olduğu gibi, bu alanlarda sıkıntıların, sorunların yaşandığı dönemlerde bu işlev daha da önem kazanır. İşte bu önemli kuruluşumuz, genel kurula gidiyor. Dört yıldır başkanlık görevini sürdüren Av. Sefa Yılmaz, görevini devretmeye hazırlanıyor. Ege Büromuzu ziyaret eden başkan Yılmaz’la, “Cumhuriyet Ege buluşmaları” bağlamında kapsamlı bir söyleşi yaptık. Onun söylediklerini haber sayfalarımızda ayrıntılarıyla okuyacaksınız. Biz bu yazımızda, İzmir Barosu’nun geçmişten günümüze uzanan mücadele geleneğine değinmek istiyoruz. ‘İYİ Kİ BARO VAR’ Ülkemiz ve kentimiz zor bir süreçten geçiyor. Bu dönemde hak, hukuk ve adalet alanında hukukçulara ve onların mesleki örgütü barolara önemli görevler düşüyor. Çok köklü mücadele gelenekleri olan İzmir Barosu, bu sıkıntılı süreçte çok önemli bir işlev üstleniyor. Tüm yurttaşların hakkına, hukukuna sahip çıkıyor. Değerli dostumuz Sefa başkanla sohbet ederken bu mücadelenin kentteki yansımalarına da değiniyoruz. Sıradan yurttaşımıza bile “İyi ki baro var” dedirtmek, gerçekten önemli bir başarı. Biz de Sefa başkanı ve çalışma arkadaşlarını; başarılı hizmetleri için kutluyor, kendilerine teşekkür ediyoruz. ESKİ BAŞKANLAR Sefa başkanla sohbet ederken, geçmişte dostluk ilişkisi kurduğumuz eski baro başkanları ile ilgili anılarımız da belleğimizde canlanıyor. Bunlar arasında, yakın dostlarımız Güney Dinç, İskender Özturanlı, Cengiz İlhan gibi yaşamını yitirmiş değerli isimler öne çıkıyor. Yakından tanıdığımız Güney Bey, hem hukukçu ve hem de entelektüel birikimiyle, özellikle insan hakları alanında uluslararası bir otoriteydi. Hukukla ilgili eserlerinin yanı sıra romanları da son kuşaklar tarafından mutlaka okunmalıdır. Bir başka yakın dostumuz, Cumhuriyet gazetemizin 2. sayfa yazarlarından İskender Özturanlı, müthiş bir şiir belleğine sahipti. Edebiyatı da yakından izler, birçok şairin dizelerini ezbere okurdu. Cengiz İlhan’ın da İzmir’le ilgili araştırmaları ve kitapları vardı. Ağabeyi Attilâ İlhan vefat ettiğinde biz İzmir büyükşehirde başkan danışmanıydık. Attilâ İlhan için birlikte çalışmalar yaptık. Karşıyaka’daki evine ziyaretlerimizde, 1950’li yıllardaki siyasal mücadeleleri ve anılarını anlatırdı. ÇEVRECİ AVUKATLAR İzmir Barosu’nun yakın geçmişinde önemsediğimiz bir başka özgün mücadele geleneği de çevreci avukatlar girişimi ve onların desteğinde verilen çevre mücadeleleridir. Bu bağlamda rahmetli başkanlardan Noyan Özkan’ın ve sevgili dostumuz Senih Özay’ın geçmişteki çabalarını özellikle anmak istiyoruz. Ayrıca, İzmir’de her daim demokrasinin nöbetini tutan, yakın bir tarihte genç yaşta kaybettiğimiz önceki başkan Av. Özkan Yücel’i de sevgiyle anıyoruz. Bir “demokrasi okulu” olarak gördüğümüz İzmir Barosu’nu ve onun geçmişten günümüze uzanan mücadele geleneklerini, doğrusu çok önemsiyor ve değerli buluyoruz. Önümüzdeki süreçte de bu mücadelelerin başarıyla sürmesini, sürdürülmesini diliyoruz. *** Akbelen’de yaşam nöbeti Yıllardır Akbelen’de önemli bir çevre mücadelesi veriliyor. Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy sakinleri, bu mücadelenin başını çekiyorlar. İkizköy muhtarı Nejla Işık’la sevgili kızı Esra Işık, bu çevre mücadelesinin simgesi haline geldiler. Ama onlarla birlikte, yöredeki çok sayıda yurttaş da bu haklı mücadelenin içinde aktif olarak yer alıyor. NÖBET SÜRÜYOR Akbelenli yaşam savunucularının nöbeti halen devam ediyor. Köylüler, Akbelen ormanının çevresinde yer alan yaklaşık 200 parsele yönelik acele kamulaştırma işleminin durdurulmasını istiyorlar. Bu bağlamda, hem hukuk mücadelesi veriyorlar ve hem de yaşam nöbetini sürdürüyorlar. Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki davanın duruşmasına katılıp haklılıklarını oradan da bir kez daha haykırdılar. ÖRNEK MÜCADELE Toprakları, zeytinleri, ormanları ve doğaları için, uzun soluklu büyük bir mücadele örneği veren Akbelen köylülerini yürekten selamlıyoruz. Onların anlamlı ve haklı mücadelelerini içtenlikle destekliyoruz. Ağacı, toprağı, doğayı ve çevreyi önemseyen herkesi, bu haklı mücadeleyi desteklemeye çağırıyoruz. Unutmayalım ki Akbelenliler hepimiz için yaşam nöbeti tutuyorlar. Onları desteklemek, aynı zamanda bir doğaseverlik ve yurtseverlik görevidir
- Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin
- Bizim ailemiz de kuşaklar boyu bağcılıkla uğraştı. O nedenle, çocukluğumuz ve il gençlik yıllarımız bağlar içinde geçti. Hiç unutmam, üniversitede ekonomi bölüm başkanımız, rahmetli hocamız Prof. Dr. Oğuz Çataloğlu; ailemizin yaşamöyküsünü ve Tariş Üzüm’de çalıştığımızı öğrenince mezuniyet tezi olarak “Çekirdeksiz Kuru Üzümde Üretim ve İhracat İlişkileri” konusunu belirlemişti. Hazırladığımız tezi de beğenmiş ve tam not vermişti
- Ege Bağcılar Birliği’nin kurucularından ve 12 Mart öncesinde ilk üretici yürüyüşlerinin örgütleyicilerinden olan rahmetli babamız, daha ortaokul sıralarındayken üretici mitinglerinde megafonu bize verirdi. Üretici kitlesine “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız” diyerek sloganlar attırırdık
Neden önemli?
Üzümcü bu mağduriyeti ve eziyeti unutmaz başlığı altında takip edilen süreç; kamuoyu, piyasa ve siyaset gündeminde yer tutuyor. Hatay Masası | Haberler, doğrulanmış bilgileri öne çıkararak okura dengeli bir çerçeve sunmayı hedefliyor.
Bu metin Hatay Masası | Haberler tarafından özgünleştirilerek hazırlanmıştır; birebir alıntı değildir. İlgili kaynak