Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın ve Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Üniversite bir taraftan kapitalizmi yeniden üreten işgücünü ve organik entelijansiyayı yetiştirirken diğer taraftan “Bu bilgi doğru mu?”, “Neden bu soruyu böyle soruyoruz?”, “Kimin çıkarına?”, “Başka türlü bir toplum mümkün mü?” gibi “insan merkezli” soruları soracak öznellikleri de yetiştirir. Sosyal bilimler de tarihsel bilinç, sınıf ilişkileri, iktidar, mülkiyet, ideoloji, devlet, eşitsizlik üzerine düşünmeye olanak verecek kavramların edinilmesini; adalet konusunda düş kırıklığına uğrayanların siyasete, din konusunda düş kırıklığına uğrayanların felsefeye yönelmesini kolaylaştırır.
Ancak üniversite piyasanın ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlandığında “ istihdam edilebilirlik”, “beceri”, “verimlilik” ve ölçülebilir ekonomik getiri temel kriterler haline geldiğinde, eğitim giderek toplumu anlamaktan çok işgücü piyasasına uyum sağlamaya indirgenir.
Devletlerle özellik güvenlik alanında çalışan teknoloji şirketi Palantir’in üniversite mezunları yerine genç yetenekleri doğrudan seçip şirket içinde eğitme girişimi FT’nin verdiği çarpıcı, semptomatik bir örnek. Palantir’in sahibi Peter Thiel ’in ırkçı faşist dünya görüşü, üniversiteye yönelik açık eleştirileri düşünüldüğünde, bu örneği “diplomasız yetenek keşfi” olarak okunmak zor. Palantir’in niyeti bir yana, burada karşımıza kurumsal olarak çok daha önemli bir soru çıkıyor: Genç insanın eğitimini giderek üniversiteden şirketin kendisine aktarırsak, onu yalnızca bir işçi olarak mı eğitmiş oluruz yoksa aynı zamanda belirli bir şirket ideolojisinin öznesi olarak mı kurarız?
Üniversite eğitiminin ideolojik açıdan tarafsız olduğunu söylemek elbette mümkün değil. Ancak üniversitenin çoğul yapısı, farklı disiplinler ve birbirleriyle çatışan düşünce gelenekleri, bireye kendi toplumsal konumunu sorgulayabileceği bir alan açabilir. Şirket eğitiminde, performans değerlendirmesi, kariyer ve gelir aynı kurumsal yapının kontrolündedir; böylece eğitim ile ideolojik interpellation arasındaki mesafe daralabilir.
Ekonomik kriz derinleştiğinde insanların “Neden yeterince başarılı olamadım” sorusundan “Bu sistem neden böyle işliyor” sorusuna geçmeleri, bireysel başarısızlıkla yapısal sorunu birbirinden ayırmaları gerekir. Eleştirel düşünme tam da bu geçişi mümkün kılar. Ancak YZ eleştirel düşünmeye duyulan ihtiyacı artırırken aynı teknolojik dönüşüm eğitim kurumlarını piyasanın ve şirketlerin ihtiyaçlarına daha fazla bağlamaya başlıyor.










